• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

set

Türkçe - İngilizce

sıklık sırası: 2739

set

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 204

ana kullanım 1

01. koymak 02. hazırlamak 03. saptamak 04. belirlemek 05. gerçekleştirmek 06. batmak 07. başlatmak 08. film, kitap vb.'ne belli bir ortam vermek 09. tutmak 10. monte etmek 11. katılaşmak 12. koyulaşmak 13. katılaştırmak 14. meyve vermek 15. ayarlamak 16. kurmak 17. ağaçlandırmak 18. ayar etmek 19. bağlamak 20. bezemek 21. biçmek 22. bırakmak 23. birleştirmek 24. bulup yerini göstermek 25. değer biçmek 26. değerini belirlemek 27. değerlendirmek 28. dizmek 29. donmak 30. döşemek 31. düzenlemesini yapmak 32. eğilmek 33. emir vermek 34. emretmek 35. ferma durmak 36. ferma etmek 37. fermaya geçmek 38. fikse etmek 39. fön çekmek 40. gelip geçmek 41. gelişmek 42. götürmek 43. hazır hale getirmek 44. ıslakken şekil vermek 45. kavuşmak 46. kaynamak 47. kenetlemek 48. kesilmek 49. keskin duruma getirmek 50. keskinleştirmek 51. kışkırtmak 52. kıymetini belirlemek 53. koyulaştırmak 54. neden olmak 55. not almak 56. not düşmek 57. not etmek 58. ölçülemek 59. olgun hale gelmek 60. oturtmak 61. pıhtılaştırmak 62. raptetmek 63. riske sokmak 64. sabitleşmek 65. sakinleştirmek 66. sebebiyet vermek 67. sert hale gelmek 68. sıkmak 69. sona erdirmek 70. takmak 71. tam gelmek 72. tavlamak 73. tespit etmek 74. tutturmak 75. üste oturmak 76. uyarlamak 77. uymak 78. vermek 79. yatıştırmak 80. yerine koymak 81. yerine oturmak 82. yerine oturtmak 83. yol açmak 84. açmak 85. akmak 86. avın yerini göstermek 87. bilemek 88. çevirmek 89. çizmek 90. çözmek 91. dikmek 92. doğrultmak 93. donatmak 94. durup avın yerini göstermek 95. düzeltmek 96. düzenlemek 97. ekmek 98. esmek 99. gelmek 100. gurup etmek 101. iş vermek 102. kakma işi yapmak 103. kararlaştırmak 104. kasılmak 105. kuluçkaya yatırmak 106. mıhlamak 107. olgunlaşmak 108. oturmak 109. pekişmek 110. pekiştirmek 111. pıhtılaşmak 112. riske atmak 113. saldırtmak 114. salıvermek 115. şekil vermek 116. serbest bırakmak 117. sertleşmek 118. sertleştirmek 119. sormak 120. süslemek 121. tamamlamak 122. tayin etmek 123. tehlikeye atmak 124. üzerine salmak 125. yapmak 126. yaptırmak 127. yazmak 128. yerleşmek 129. yerleştirmek 130. yönelmek 131. yöneltmek

ana kullanım 2

01. aygıt 02. takım 03. set 04. seri 05. koleksiyon 06. grup 07. cihaz 08. batma 09. batış 10. gurup 11. duruş 12. vaziyet 13. film çekilen yer 14. dekor 15. dönme 16. dönemeç 17. eğilim 18. yön 19. meyil 20. niyetli 21. kararlı 22. kafasına koymuş 23. hazır 24. sabit 25. değişmez 26. belirli 27. belirlenmiş 28. kararlaştırılmış 29. açık hava 30. âdetlere uygun 31. belirtilmiş 32. bezem 33. biçim 34. bildiğinden şaşmaz 35. bükülme 36. bulutsuz hava 37. çarpılma 38. cümle 39. daimi 40. eğilme 41. ferma 42. fiks 43. film seti 44. gelenek haline gelmiş 45. geleneklere uygun 46. kakma işi 47. kesim 48. kesin 49. klişe 50. makas 51. mıhlı 52. mizanpili 53. mizanpli 54. muayyen 55. oturtma 56. porsuk ini 57. samimi olmayan 58. seri makale 59. seri yazı 60. sıkılmış 61. sofra takımı 62. soğan 63. sürekli 64. tavır 65. yığın 66. aklına koymuş 67. alıcı 68. alışılmış 69. ayar 70. azimli 71. basmakalıp 72. beylik 73. birlik 74. daim 75. -den şaşmayan 76. dikili 77. dizi 78. dizili 79. donmuş 80. donuk 81. durum 82. geleneksel 83. gidiş yönü 84. gidişat 85. hal 86. içten olmayan 87. in 88. inatçı 89. kafile 90. kat 91. katılaşma 92. kesin kararlı 93. kımıldanmaz 94. kökleşmiş 95. konmuş 96. kurulmuş 97. öğür 98. önceden hazırlanmış 99. önceden tespit edilmiş 100. sapma 101. sıra 102. temayül 103. topluluk 104. vücuda oturuş 105. yapılmış 106. yapmacık 107. yemek takımı 108. yerleşmiş 109. yerleştirme 110. zümre

atletizm

01. dikkat 02. çıkışa hazır pozisyonda bekleyen atlet 03. dikkat komutu

baskı

01. tertip etmek

bilişim

01. ayarla 02. ayarlanan 03. ayarlandı 04. belirle 05. benimse 06. küme kur

bitkibilim

01. fidan 02. fide 03. fidecik

denizcilik

01. akma

dilbilim

01. bütün

eğitim

01. hazır olma eğilimi 02. öğrenci kümelemesi

elektrik

01. cümle

eskrim

01. müsabakaya başlamadan hemen önce silah esnetmek

gökbilim

01. üful etmek

hakaret

01. klik 02. türedi 03. zıpçıktı

haritacılık

01. yatak

havacılık

01. konumuna getirmek 02. koymalı 03. pozisyonuna getirmek 04. set etmek

hekimlik

01. meyveye durmak 02. onarmak 03. yerleşmek 04. koyma

inşaat

01. döşeme 02. son kat sıva vurma 03. fiting 04. garnitür 05. priz yapmak

madencilik

01. dikmek

matematik

01. cümle

mimarlık

01. kaldırım kaplaması

müzik

01. bestelemek

oto

01. kuruma

reklam

01. görünçlük bezemi

ruhbilim

01. kurulum 02. kurgu

sinema

01. stüdyo düzlüğü 02. almaç 03. bezem kurmak 04. plato

spor

01. bir oyunun her aşaması 02. dikkat komutu

tarım

01. gurka yatmak 02. daldırmak 03. alet

teknik

01. küme 02. taş parke 03. donma 04. ayarını yapmak 05. çaprazlığını ayarlamak 06. makine düzeni 07. akış yönü 08. ayarlama 09. elektriksel aygıt 10. priz 11. priz tutmak

tiyatro

01. mizansen 02. sahne 03. dekor kurmak 04. diplik 05. iç dekor

turizm

01. değiştirilemez

voleybol

01. oyun kurma 02. servisi filenin üstü ile bir seviyede atmak

yöntembilim

01. öbek

SET = [set] verb
1 koymak, yerleştirmek, oturtmak * eşanlamlı : place, put, position, locate, situate, lodge, fix, establish, arrange
İngilizce örnek : She set a large bowl of fruit in the middle of the table.
Türkçe çevirisi : Masanın ortasına büyük bir kâse meyve yerleştirdi.
İngilizce örnek : The waiter set the tray on table.
Türkçe çevirisi : Garson tepsiyi masaya koyydu.
2 saptamak, belirlemek * eşanlamlı : determine, fix, establish, appoint, assign, settle, decide
İngilizce örnek : Have they set the date of a meeting?
Türkçe çevirisi : Toplantının tarihini saptadılar mı?
3 ayarlamak * eşanlamlı : adjust, regulate, coordinate
İngilizce örnek : I set my alarm for 7: 00 a.m.
Türkçe çevirisi : Saatimi yediye kurdum.
4 dikmek
5 sertleştirmek; sertleşmek * eşanlamlı : solidify, harden, stiffen, congeal * karşıtanlamlı : melt
İngilizce örnek : Cement takes several days to set.
Türkçe çevirisi : Çimentonun sertleşmesi birkaç gün sürer.
6 düzeltmek
7 (güneş) batmak * eşanlamlı : sink, go down, dip, drop, decline * karşıtanlamlı : rise
İngilizce örnek : The sun sets in the west.
Türkçe çevirisi : Güneş batıdan batar.
8 pıhtılaşmak, koyulaşmak
9 (sofra) kurmak
İngilizce örnek : She always sets the table for dinner at seven.
Türkçe çevirisi : Akşam yemeği sofrasını her zaman saat yedide kurar.
İngilizce örnek : Set the table after you do your homework.
Türkçe çevirisi : Ödevini yaptıktan sonra masayı kur.
10 (örnek) oluşturmak
İngilizce örnek : By never being late, he has set us all a good example.
Türkçe çevirisi : Hiç geç kalmayarak hepimize güzel bir örnek oluşturdu.
11 (film, hikâye, vb.’de) olayları belli bir yerde geçirmek
İngilizce örnek : The film is set in Istanbul.
Türkçe çevirisi : Bu filmde olaylar İstanbul’da geçiyor.
¤ noun
1 takım, grup * eşanlamlı : band, gang, group, company, faction, clique, crowd, circle
İngilizce örnek : He took a set of tools out of the box.
Türkçe çevirisi : Kutudan bir alet takımı çıkardı.
2 sıra, dizi * eşanlamlı : series
İngilizce örnek : We heard a set of church bells.
Türkçe çevirisi : Bir dizi kilise çanı duyduk.
3 aygıt, takım, cihaz, set * eşanlamlı : outfit, kit
İngilizce örnek : These new television sets are in great demand.
Türkçe çevirisi : Bu yeni televizyon aygıtları büyük rağbet görüyor.
4 (sinema) set * eşanlamlı : scene, scenery, setting
İngilizce örnek : They met each other on the set of the latest series.
Türkçe çevirisi : Birbirleri ile son dizinin setinde tanıştılar.
5 (güneş) batma
6 (tenis) set
İngilizce örnek : I capitalized on my opponent's errors to win the set.
Türkçe çevirisi : Seti kazanmak için rakibimin hatalarını kendi yararıma kullandım.
¤ adjective
sabit, değişmez
İngilizce örnek : She complained that her husband doesn’t have any set hours.
Türkçe çevirisi : Kocasının sabit saatleri olmamasından yakındı.
İngilizce örnek : Most people have set ideas about their religions.
Türkçe çevirisi : Çoğu insanın kendi dini hakkında sabit fikri vardır.
* set about = başlamak * eşanlamlı : start, begin
İngilizce örnek : We must set about re-organising the office.
Türkçe çevirisi : Ofisi yeniden düzenlemeye başlamalıyız.
İngilizce örnek : If you're going to live in France, you'll have to set about learning French.
Türkçe çevirisi : Fransa’da yaşayacaksan, Fransızca öğrenmeye başlamalısın.
* set aside = ayırmak, saklamak * eşanlamlı : reserve, save
İngilizce örnek : You should set aside some money for a rainy day.
Türkçe çevirisi : Kötü günler için kenara biraz para koymalısın.
* set back = ilerlemesini engellemek * eşanlamlı : slow, retard, hinder, delay
İngilizce örnek : The broken equipment set us back a whole week in completing the job.
Türkçe çevirisi : Bozuk ekipman, işi tamamlamamızda bizi tam bir hafta engelledi.
* set down = yazmak, kaydetmek * eşanlamlı : record, write
2 BE. durup yolcu indirmek
* set fire to = ateşe vermek
İngilizce örnek : The police caught the man who set fire to the building.
Türkçe çevirisi : Polis, binayı ateşe veren adamı yakaladı.
İngilizce örnek : He threw petrol on the rubbish and set fire to it.
Türkçe çevirisi : Çöpün üzerine benzin döktü ve onu ateşe verdi.
* set free = serbest bırakmak * eşanlamlı : liberate, release, free
* set in = başlamak
* set off = yola çıkmak * eşanlamlı : set out, set forth, leave, embark, depart, go
İngilizce örnek : After breakfast the tourists set off for Ephesus.
Türkçe çevirisi : Kahvaltıdan sonra turistler Efes’e yola çıktılar.
İngilizce örnek : The next morning we set off on the long trip to Ihlara Valley.
Türkçe çevirisi : Ertesi sabah, Ihlara Vadisinde uzun gezi için yola çıktık.
İngilizce örnek : They set off early so as to be there in time.
Türkçe çevirisi : Oraya vaktinde varmak için erken yola çıktılar.
İngilizce örnek : No sooner had we set off than it began to rain.
Türkçe çevirisi : Biz yola çıkar çıkmaz yağmur yağdı.
2 (bomba, vb) patlatmak * eşanlamlı : detonate, explode, ignite
İngilizce örnek : The bomb was set off by a remote detonator.
Türkçe çevirisi : Bomba, uzaktan patlatıcı ile patlatıldı.
3 atmak
* set out = yola çıkmak * eşanlamlı : start
İngilizce örnek : They set out on a journey.
Türkçe çevirisi : Yolculuğa çıktılar.
İngilizce örnek : We set out early to arrive there before lunch.
Türkçe çevirisi : Oraya öğle yemeğinden önce varmak için erken yola çıktık.
İngilizce örnek : Having had dinner at a small inn, we set out once more.
Türkçe çevirisi : Küçük bir otelde yemek yedikten sonra bir kere daha yola çıktık.
İngilizce örnek : If we set out early, we can get to the plateau by ten o'clock.
Türkçe çevirisi : Erken yola çıkarsak, saat ona kadar yaylaya varırız.
* set square = gönye
* set up = (iş, vb) kurmak * eşanlamlı : establish, found
İngilizce örnek : He set up in business as an antique dealer.
Türkçe çevirisi : Antika satıcısı olarak iş kurdu.
İngilizce örnek : The Japanese have set up a new computer company in Turkey.
Türkçe çevirisi : Japonlar Türkiye’de yeni bir bilgisayar şirketi kurdular.
2 dikmek, kurmak
İngilizce örnek : They set the tent up in the shade of a tree.
Türkçe çevirisi : Bir ağacın gölgesinde çadır kurdular.
3 kurmak, oluşturmak
İngilizce örnek : A committee has been set up to examine the question.
Türkçe çevirisi : Sorunu incelemek için bir komisyon kuruldu.

SET = nasıl okunur, okunuşu /set/ eylem [past tense : set, past participle : set, -ing : setting]

1: 0 ms