• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

take

Türkçe - İngilizce

sıklık sırası: 15573

take

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 159

ana kullanım 1

01. almak 02. götürmek 03. kiralamak 04. kazanmak 05. kabullenmek 06. üstlenmek 07. gerektirmek 08. istemek 09. taşımak 10. yapmak 11. dayanmak 12. tahammül etmek 13. tutmak 14. rağbet görmek 15. başarılı olmak 16. çıkarmak 17. binmek 18. ile gitmek 19. kullanmak 20. -den yararlanmak 21. saymak 22. farz etmek 23. ele geçirmek 24. zapt etmek 25. abone olmak 26. alev almak 27. alıntı yapmak 28. alıp götürmek 29. aşı tutmak 30. atlamak 31. ayırmak 32. beğenilmek 33. bulunmak 34. çekmek 35. cesaret istemek 36. dinlemek 37. dönmek 38. düzenlemek 39. geçmek 40. girmek 41. girmesine izin vermek 42. gitmek 43. giymek 44. göstermek 45. güvenmek 46. hükmetmek 47. içeri almak 48. içine almak 49. ihtiyaç olmak 50. ile evlenmek 51. ile yolculuk etmek 52. inanmak 53. işgal etmek 54. işlemek 55. ittihaz etmek 56. kaldırmak 57. kapmak 58. karşılamak 59. kavramak 60. kira ile tutmak 61. kırmak 62. mirasa konmak 63. öğrenmek 64. ortadan kaldırmak 65. rezerve etmek 66. satın almak 67. seçip almak 68. sınav olmak 69. sürmek 70. temsil etmek 71. tuzağa düşürmek 72. ulaşmak 73. ulaştırmak 74. vermek 75. yerine geçmek 76. yoldan gitmek 77. yürek istemek 78. zaman sürmek 79. ahzetmek 80. anlamak 81. aşırmak 82. atlatmak 83. atmak 84. bakmak 85. buyurmak 86. çalmak 87. duymak 88. -e binmek 89. -e hükmetmek 90. elde etmek 91. etkili olmak 92. etmek 93. görmek 94. harcamak 95. hissetmek 96. hoşuna gitmek 97. icap etmek 98. içmek 99. kabul edilmek 100. kabul etmek 101. kâğıda yazmak 102. kaim olmak 103. kaplamak 104. katlanmak 105. olmak 106. oltaya vurmak 107. sanmak 108. sarmak 109. seçmek 110. tedavi etmek 111. tüketmek 112. tutulmak 113. tutuşmak 114. yakalamak 115. yakalanmak 116. yanmak 117. yazmak 118. yemek 119. yutmak

ana kullanım 2

01. av miktarı 02. elde edilen şey 03. hisse 04. kabul etme 05. ürün 06. alıntı 07. alış 08. alma 09. avalanan hayvan miktarı 10. görüş 11. hasat 12. kazanç 13. pay 14. reaksiyon 15. tepki 16. tutma 17. tutulan balık miktarı 18. tutulan şeyin miktarı 19. tutuş 20. -ya ihtiyaç

askeri

01. işgal etmek

balıkbilim

01. avlanan balık miktarı 02. oltaya vurmak 03. yakalamak

bitkibilim

01. filiz vermek

fotoğrafçılık

01. fotoğraf çekmek 02. fotoğrafını çekmek

havacılık

01. zaman almak

hekimlik

01. etkili olmak 02. etmek 03. reaksiyon 04. tepki 05. tutmuş aşı

hukuk

01. mal edinmek 02. miras elde etmek

iskambil

01. mano

iş dünyası

01. köşeyi dönmek 02. viraj almak 03. olmak 04. yararlanmak 05. ölçmek 06. hasılat

konuşma dili

01. kâr 02. para

satranç

01. ele geçirilen taş

sinema

01. al 02. çekim 03. çevirim 04. çevirmek 05. gelir 06. plan

spor

01. karşılaşmayı kazanma 02. karşılaşmayı kazanmak

teknik

01. birbirine geçmek 02. uymak

turizm

01. bir dükkân, restoran, vb'de müşterilerden alınan para

yerbilim

01. alma

TAKE = [teyk] verb
took [tuk], taken [teykın]
1 almak * eşanlamlı : get, obtain, acquire, receive, accept, have
İngilizce örnek : Who took my umbrella?
Türkçe çevirisi : Şemsiyemi kim aldı?
İngilizce örnek : I took the tools I borrowed back to my neighbour.
Türkçe çevirisi : Ödünç aldığım aletleri komşuma geri verdim.
İngilizce örnek : How do you take your coffee?
Türkçe çevirisi : Kahvenizi nasıl alırsınız?
İngilizce örnek : She is taking dance lessons.
Türkçe çevirisi : Dans dersleri alıyor.
İngilizce örnek : Somebody might take it; put it inside the safe.
Türkçe çevirisi : Birisi onu alabilir; onu kasanın içine koy.
İngilizce örnek : Which newspaper do you take?
Türkçe çevirisi : Hangi gazeteyi alıyorsun?
2 sürmek, zaman almak
İngilizce örnek : It takes me five minutes to get to the office.
Türkçe çevirisi : Büroya varmam beş dakikamı alıyor.
İngilizce örnek : How long does it take you to get to work?
Türkçe çevirisi : İşe gitmen ne kadar zaman alıyor?
İngilizce örnek : The bridge will take about five months to complete.
Türkçe çevirisi : Köprüyü tamamlamak beş ay sürecek.
İngilizce örnek : With the traffic in Istanbul, it takes a long time to get to work.
Türkçe çevirisi : İstanbul’daki trafikte işe gitmek çok zaman alıyor.
İngilizce örnek : It took us ages to get served.
Türkçe çevirisi : Servis görmemiz çok zaman aldı. (Bizim masaya ta ne zaman sonra baktılar.)
3 götürmek, yanına almak * eşanlamlı : bring, carry, convey, transport, escort
İngilizce örnek : Mary took a cake to his birthday party.
Türkçe çevirisi : Mary, onun doğum günü partisine bir kek götürdü.
İngilizce örnek : I'll take you to the station.
Türkçe çevirisi : Seni istasyona götüreceğim.
İngilizce örnek : I'm going to take the children to school.
Türkçe çevirisi : Çocukları okula götüreceğim.
İngilizce örnek : Shall I take her a cup of tea in bed?
Türkçe çevirisi : Ona yatakta bir fincan çay götüreyim mi?
İngilizce örnek : If he had been taken to hospital at once he wouldn't have lost so much blood.
Türkçe çevirisi : Derhal hastaneye götürülmüş olsaydı, o kadar kan kaybetmeyecekti.
İngilizce örnek : Take this umbrella with you.
Türkçe çevirisi : Bu şemsiyeyi yanına al.
İngilizce örnek : I shall take my brother with me when I go.
Türkçe çevirisi : Giderken erkek kardeşimi yanıma alacağım.
4 tutmak * eşanlamlı : grasp, clasp, hold, grip
İngilizce örnek : Not all the seats were taken.
Türkçe çevirisi : Bütün (oturulacak) yerler tutulmamış.
5 kazanmak * eşanlamlı : win, gain
6 (sınav) girmek
İngilizce örnek : He had to take his driving test again.
Türkçe çevirisi : Sürücü sınavına yeniden girmek zorunda kaldı.
7 (fotoğraf) çekmek
İngilizce örnek : I took some photographs.
Türkçe çevirisi : Birkaç fotoğraf çektim.
İngilizce örnek : He didn't take good photographs although he used very expensive cameras.
Türkçe çevirisi : Çok pahalı makineler kullanmasına rağmen çok iyi fotoğraflar çekmemiş.
8 kabul etmek
İngilizce örnek : Do they take credit cards here?
Türkçe çevirisi : Burada kredi kartı kabul ediyorlar mı?
9 (içine) almak, taşımak
İngilizce örnek : This box takes ten pencils.
Türkçe çevirisi : Bu kutu on kalem alır.
İngilizce örnek : Is that suitcase large enough to take all these clothes?
Türkçe çevirisi : O çanta bütün bu giysileri alacaka kadar geniş mi?
10 tahammül etmek * eşanlamlı : stand, put up with, bear, endure
11 binmek, ile gitmek
İngilizce örnek : I won’t take the subway, I will take a bus.
Türkçe çevirisi : Metroya binmeyeceğim, otobüse bineceğim.
İngilizce örnek : We were going to walk home, but in the end we decided to take a bus.
Türkçe çevirisi : Eve yürüyerek gidecektik, ama sonunda otobüse binmeye karar verdik.
İngilizce örnek : We should have taken the train instead of the coach.
Türkçe çevirisi : Otobüs yerine trenle gitmemiz gerekirdi.
İngilizce örnek : We took the train back to the city.
Türkçe çevirisi : Şehre trenle döndük.
* take after = -e benzemek * eşanlamlı : resemble, be like
İngilizce örnek : Ayşe takes after her mother.
Türkçe çevirisi : Ayşe annesine benziyor (çekmiş).
İngilizce örnek : The baby takes after her father.
Türkçe çevirisi : Bebek babasına benziyor.
İngilizce örnek : Both the children take after their mother.
Türkçe çevirisi : Çocukların ikisi de annelerine çekmiş.
İngilizce örnek : He doesn't take after either of his parents.
Türkçe çevirisi : Ne annesine ne de babasına benziyor.
* take apart = sökmek, ayırmak
* take back = geri götürmek, geri vermek * eşanlamlı : regain, recover
İngilizce örnek : I am going to take these jeans back to the shop; they don't fit.
Türkçe çevirisi : Bu pantolonu geri vereceğim, (üstüme) olmuyor.
2 sözünü geri almak * eşanlamlı : retract, recant, unsay
İngilizce örnek : What you said is not true; you should take it back.
Türkçe çevirisi : Söylediğin şey doğru değil, sözünü geri almalısın.
* take down = 1 sökmek, parçalarına ayırmak * eşanlamlı : remove
2 yazmak, kaydetmek
İngilizce örnek : He took down my name and address.
Türkçe çevirisi : Adımı ve adresimi yazdı.
İngilizce örnek : Anything you say will be taken down.
Türkçe çevirisi : Söylediğiniz her şey kayda geçecektir.
* take for = diye almak, sanmak, zannetmek
İngilizce örnek : What do you take me for?
Türkçe çevirisi : Beni ne sanıyorsun?
* take in = 1 içeriye almak * eşanlamlı : lodge, admit, accommodate, let in
2 içine almak * eşanlamlı : include, embrace, cover, contain * karşıtanlamlı : exclude
İngilizce örnek : Our property takes in the woods and the lake.
Türkçe çevirisi : Arazimiz koruyu ve gölü içine alır.
3 (giysi) daraltmak * eşanlamlı : shorten
İngilizce örnek : I have lost weight; I have to take my dresses in.
Türkçe çevirisi : Kilo verdim; elbiselerimi daraltmak zorundayım.
İngilizce örnek : She took in the dress as it was too big.
Türkçe çevirisi : Elbisesini çok bol olduğu için daralttı.
4 anlamak * eşanlamlı : understand, comprehend, grasp
İngilizce örnek : I find it very hard to take in his lectures.
Türkçe çevirisi : Onun derslerini anlamak bana zor geliyor.
5 kandırmak, dolandırmak * eşanlamlı : trick, deceive, cheat, defraud, swindle, dupe
İngilizce örnek : The conjurer took us in with his tricks.
Türkçe çevirisi : Sihirbaz bizi numaraları ile kandırdı.
İngilizce örnek : He was not taken in by that trick.
Türkçe çevirisi : O numaraya kanmadı.
İngilizce örnek : He may have deceived you, but he didn't take me in.
Türkçe çevirisi : Seni aldatmış olabilir, ama beni kandıramadı.
* take it out of sb = kon. bütün gücünü tüketmek
* take off = 1 çıkarmak * eşanlamlı : remove
İngilizce örnek : It was hot, so I took my coat off.
Türkçe çevirisi : Hava sıcaktı, bu yüzden ceketimi çıkardım.
İngilizce örnek : She took her hat off and sat down.
Türkçe çevirisi : Şapkasını çıkardı ve oturdu.
İngilizce örnek : Take off your shoes and put on some slippers.
Türkçe çevirisi : Ayakkabılarını çıkar ve terlik giy.
2 (uçak) havalanmak * eşanlamlı : leave, depart
İngilizce örnek : The plane took off at eleven p.m.
Türkçe çevirisi : Uçak saat on birde kalktı.
İngilizce örnek : When do we take off?
Türkçe çevirisi : Ne zaman havalanıyoruz?
* take on = işe almak, işe başlatmak * eşanlamlı : employ, hire, engage * karşıtanlamlı : dismiss
İngilizce örnek : Our factory will take on ten workers next month.
Türkçe çevirisi : Fabrikamız gelecek ay on işçi alacak.
2 ile dövüşmek
3 üstlenmek * eşanlamlı : undertake, assume
* take out = içinden çıkarmak; çıkarmak * eşanlamlı : extract
İngilizce örnek : The cleaning fluid did not take out the stain.
Türkçe çevirisi : Temizleme sıvısı lekeyi çıkarmadı.
İngilizce örnek : Don't leave the fruits in the bag; take them out.
Türkçe çevirisi : Meyveleri poşette bırakma, onları çıkar.
İngilizce örnek : You can either eat in or order food to take out.
Türkçe çevirisi : Ya burda yiyebilirsiniz ya da dışarı çıkarmak için yiyecek sipariş edebilirsiniz.
2 bir yere götürmek * eşanlamlı : escort, go out with
İngilizce örnek : He is taking his new girl friend out for dinner.
Türkçe çevirisi : Yeni kız arkadaşını yemeğe götürüyor.
3 edinmek
* take over = devralmak, yönetimi ele geçirmek
İngilizce örnek : He took over the management of the company on his father's death.
Türkçe çevirisi : Babasının ölümü üzerine şirketin yönetimini devraldı.
İngilizce örnek : I can take over the driving if you're tired.
Türkçe çevirisi : Eğer yorulduysan araba sürmeyi ben devralabilirim.
İngilizce örnek : Ronald will take over the family business now that his father has died.
Türkçe çevirisi : Ronald, babası öldüğü için, aile şirketini devralacak.
İngilizce örnek : She will take over my classes while I'm away.
Türkçe çevirisi : Ben yokken benim yerime derse girecek.
İngilizce örnek : The army tried to take over the country.
Türkçe çevirisi : Ordu ülkenin yönetimini ele geçirmeye çalıştı.
İngilizce örnek : The secretary has left, and there's nobody in the office who can take over her work.
Türkçe çevirisi : Sekreter ayrıldı, ve şirkette onun işini devralacak kimse yok.
İngilizce örnek : The company has been making good money since the new manager took over.
Türkçe çevirisi : Yeni müdür işbaşına geçtiğinden beri şirket iyi para kazanıyor.
* take to = 1 kanı kaynayıvermek, hoşlanmak
İngilizce örnek : You'll soon take to your new boss, I'm sure.
Türkçe çevirisi : Kısa sürede yeni patronunu seveceksin, eminim.
İngilizce örnek : I took to Tom as soon as I met him.
Türkçe çevirisi : Tom’la karşılaşır karşılaşmaz ona kanım kaynadı.
İngilizce örnek : I took to him at once, and we've been friends ever since.
Türkçe çevirisi : Ona hemen ısınıverdim, ve o zamandan beri arkadaşız.
2 -e başlamak
* take up = 1 girişmek, başlamak * eşanlamlı : begin, start * karşıtanlamlı : stop
İngilizce örnek : He took up smoking after his wife's death.
Türkçe çevirisi : Karısının ölümünden sonra sigaraya başladı.
İngilizce örnek : I think you should take up jogging.
Türkçe çevirisi : Bence joginge başlamalısın.
İngilizce örnek : She took up knitting.
Türkçe çevirisi : Örgü örmeye merak sardı.
İngilizce örnek : You may have to take up another language when you leave school.
Türkçe çevirisi : Okuldan ayrıldıktan sonra başka bir dile daha başlamak zorunda kalabilirsin.
İngilizce örnek : Although he took up tennis only last month, he plays quite well.
Türkçe çevirisi : Tenise daha geçen ay başlamasına karşın oldukça iyi oynuyor.
2 (yer, zaman, vb) kaplamak * eşanlamlı : occupy, cover, fill, consume
İngilizce örnek : That huge table takes up most of the room.
Türkçe çevirisi : Bu koca masa odanın önemli bir kıssmını kaplıyor.
İngilizce örnek : The meeting took up a whole morning.
Türkçe çevirisi : Toplantı bütün sabahı kapladı.
İngilizce örnek : This bed is too big; it takes up too much room.
Türkçe çevirisi : Bu yatak çok büyük, çok yer işgal ediyor.
3 sürdürmek * eşanlamlı : continue, go on
4 kısaltmak
İngilizce örnek : That dress is too long; take it up a couple centimetres.
Türkçe çevirisi : O elbise çok uzun, onu bir iki santim kısalt.
İngilizce örnek : Your jeans are too long; they need taking up.
Türkçe çevirisi : Pantolonun çok uzun, onun kısaltılması gerekiyor.

1: 0 ms