• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

make

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 125

ana kullanım 1

MAKE = [meyk] verb
made [meyd]
1 yapmak, etmek; üretmek * eşanlamlı : do, perform, accomplish, execute
İngilizce örnek : Don’t make a noise.
Türkçe çevirisi : Gürültü yapma.
İngilizce örnek : You made a mistake.
Türkçe çevirisi : Hata yaptın.
2 yapmak, üretmek * eşanlamlı : create, fabricate, manufacture, produce, construct, build, form, shape, invent * karşıtanlamlı : destroy
İngilizce örnek : Bronze is made from copper and tin.
Türkçe çevirisi : Bronz bakır ile kalaydan yapılır.
İngilizce örnek : This table was made by the local carpenter.
Türkçe çevirisi : Bu masa, mahalle maragozu tarafından yapıldı.
3 hazırlamak, yapmak, pişirmek * eşanlamlı : cook, prepare
İngilizce örnek : I've made a cake.
Türkçe çevirisi : Bir kek yaptım.
4 yapmak, etmek, tutmak * eşanlamlı : equal
İngilizce örnek : Two and two make four.
Türkçe çevirisi : İki kere iki dört eder.
İngilizce örnek : The sandwich is five and the drink is three liras, so that makes eight altogether.
Türkçe çevirisi : Sandviç beş ve içecek üç lira, böylece hepsi sekiz yapıyor.
5 yapmak, atamak, seçmek * eşanlamlı : appoint
İngilizce örnek : They made him the manager.
Türkçe çevirisi : Onu müdür yaptılar.
6 yapmak, kazanmak * eşanlamlı : earn
İngilizce örnek : I make about fifteen thousand liras a year.
Türkçe çevirisi : Yılda yaklaşık on beş bin lira kazanıyorum.
7 uygun olmak, gerekli vasıflara sahip olmak, olmak
İngilizce örnek : He'll make her a good husband.
Türkçe çevirisi : Ona iyi bir koca olacak.
İngilizce örnek : Serdar will make a good father.
Türkçe çevirisi : Serdar’dan iyi baba olur.
8 -dırmak, -tirmek * eşanlamlı : force, oblige, compel, impel, urge
İngilizce örnek : I can't make him change his mind.
Türkçe çevirisi : Ona fikrini değiştirtemiyorum.
¤ noun
1 yapı, biçim * eşanlamlı : shape, form, construction, composition
2 marka, çeşit * eşanlamlı : brand, type, sort, kind
İngilizce örnek : 'What make is your car?' 'A Renault.'
Türkçe çevirisi : 'Araban ne marka?' 'Renault.'
* be made up of = -den oluşmak
İngilizce örnek : Water is made up of hydrogen and oxygen.
Türkçe çevirisi : Su, hidrojen ve oksijenden oluşur.
İngilizce örnek : Cast-iron is made up of about six different substances.
Türkçe çevirisi : Dökme demir, yaklaşık altı farklı maddeden oluşur.
* make sb do sth = birine bir şey yaptırmak, birini bir şey yapmaya zorlamak
İngilizce örnek : He makes me laugh.
Türkçe çevirisi : Beni güldürür.
İngilizce örnek : His suspicion of a trap made him hesitate.
Türkçe çevirisi : Tuzak kuşkusu onu tereddüt ettirdi.
İngilizce örnek : He made me translate the article into German.
Türkçe çevirisi : Bana makaleyi Almanca’ya çevirtti.
İngilizce örnek : The teacher made us write it out a hundred times.
Türkçe çevirisi : Öğretmen bize onu yüz kere yazdırdı.
İngilizce örnek : The teacher made the boy write the exercise again.
Türkçe çevirisi : Öğretmen (erkek) çocuğa alıştırmayı yeniden yazdırdı.
İngilizce örnek : I can't make him realize how dangerous this is.
Türkçe çevirisi : Onun, bunun ne kadar tehlikeli olduğunu fark etmesini sağlayamıyorum.
* make do with = yetinmek, idare etmek
İngilizce örnek : I haven't much food in the house. Can you make do with some eggs and bread?
Türkçe çevirisi : Evde çok yemeğim yok. (Biraz) ekmek ve yumurta ile idare edebilir misin?
İngilizce örnek : We haven't a proper spare bed; can you make do with a camp bed?
Türkçe çevirisi : Doğru dürüst bir yatağımız yok, bir kamp yatağı ile idare edebilir misin?
* make for = (sb/sth) -e doğru yol almak * eşanlamlı : head for
İngilizce örnek : Let's make for the city centre and eat in a restaurant there.
Türkçe çevirisi : Şehir merkezine doğru gidelim ve orada bir restoranda yemek yiyelim.
İngilizce örnek : They are all making for the exit.
Türkçe çevirisi : Hepsi çıkışa doğru gidiyor.
İngilizce örnek : We must make for the shore.
Türkçe çevirisi : Sahile doğru yollanmalıyız.
2 (sth) -e neden olmak, meydana getirmek * eşanlamlı : bring about
* make of = -den anlamak
İngilizce örnek : I don't know what to make of this note from her. What does it mean?
Türkçe çevirisi : Onun bu notundan ne anlam çıkaracağımı bilmiyorum. Notu ne anlama geliyor?
İngilizce örnek : What did you make of his message?
Türkçe çevirisi : Mesajından ne anladın?
* make off = kaçmak, tüymek
İngilizce örnek : The thief made off when he heard the police siren.
Türkçe çevirisi : Polis sirenini duyunca hırsız kaçtı.
* make off with = çalmak
İngilizce örnek : The treasurer has made off with all the money.
Türkçe çevirisi : Veznedar bütün parayı çaldı.
İngilizce örnek : The thief made off with a valuable necklace.
Türkçe çevirisi : Hırsız değerli bir kolyeyi çaldı.
İngilizce örnek : The bookkeeper made off with a million liras.
Türkçe çevirisi : Muhasebeci bir milyon lira çaldı.
* make out = (güçlükle) anlamak, çözmek * eşanlamlı : understand, comprehend, distinguish, recognize, see, perceive
İngilizce örnek : I can't make out what he means.
Türkçe çevirisi : Ne demek istediğini anlamıyorum.
İngilizce örnek : Are you able to make out her signature?
Türkçe çevirisi : Onun imzasını anlayabiliyor (çıkarabiliyor) musun?
İngilizce örnek : I couldn't quite make out what the notice said.
Türkçe çevirisi : Duyurunun neyi anlattığını pek anlayamadım.
2 yazmak * eşanlamlı : write out
İngilizce örnek : I haven't much money on me. Do you mind if I make you out a cheque?
Türkçe çevirisi : Üzerimde fazla para yok. Sana bir çek yazmamda sakınca var mı?
* make over = devretmek, bırakmak
İngilizce örnek : Mr. Brown has made his business over to his son.
Türkçe çevirisi : Bay Brown işini oğluna devretti.
* make sure (of/that) = emin olmak, garantiye almak
İngilizce örnek : Make sure that your essay has no spelling errors.
Türkçe çevirisi : Makalende yazım hatalarının olmadığından emin ol.
İngilizce örnek : Make sure you close all the windows before you leave home.
Türkçe çevirisi : Evden ayrılmadan önce bütün pencereleri kapadığından emin ol.
* make up = uydurmak * eşanlamlı : invent, fabricate, concoct, hatch, formulate, create
İngilizce örnek : Can you make up a story about animals?
Türkçe çevirisi : Hayvanlar hakkında bir hikâye uydurabilir misin?
İngilizce örnek : He made up another excuse.
Türkçe çevirisi : Bir mazeret daha uydurdu.
İngilizce örnek : He's good at making up excuses.
Türkçe çevirisi : Mazaret uydurmakta yetenekli.
İngilizce örnek : I confess: I made the whole story up.
Türkçe çevirisi : İtiraf ediyorum: Bütün hikâyeyi uydurdum.
İngilizce örnek : She made up a bedtime story for the children.
Türkçe çevirisi : Çocuklara uyumadan önce bir hikâye uydurdu.
2 hazırlamak, düzenlemek
İngilizce örnek : Let's make up the bed.
Türkçe çevirisi : Yatağı yapalım.
İngilizce örnek : I am making up the list of guests for the party.
Türkçe çevirisi : Parti için konukların listesini yapıyorum.
3 (eksiği) tamamlamak, oluşturmak, meydana getirmek * eşanlamlı : compose, form, join, constitute
İngilizce örnek : A few flower-pots in the window don't make up for a garden.
Türkçe çevirisi : Penceredeki birkaç saksı bir bahçe oluşturmaz.
İngilizce örnek : If we had a swimming-pool, that would make up for not being near the sea.
Türkçe çevirisi : Yüzme havuzumuz olursa, deniz kıyısında olmamanın eksikliğini giderir.
4 makyaj yapmak
İngilizce örnek : She made up in the bedroom before going to the party.
Türkçe çevirisi : Partiye gitmeden önce yatak odasında makyaj yaptı.
4 barışmak
İngilizce örnek : That couple had an argument, but they have made up.
Türkçe çevirisi : Çift tartıştı, ama (sonra) barıştı.
* make up for = affettirmek, telafi etmek
İngilizce örnek : You can't make up for such bad behavior.
Türkçe çevirisi : Böyle kötü bir davranışı affettiremezsin.
İngilizce örnek : Our success makes up for all the hard times.
Türkçe çevirisi : Başarımız, bütün güç zamanları (kötü günleri) unutturuyor.
* make up to = gözüne girmeye çalışmak

MAKE nasıl okunur, okunuşu /meyk/ eylem [past tense : made, past participle : made, -ing : making]

1: 0 ms