• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

clear

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 454

ana kullanım 1

01. temizlemek 02. açmak 03. ortadan kaldırmak 04. temize çıkarmak 05. aklamak 06. değmeden geçmek 07. aşmak 08. temiz çıkmak 09. uygun olmak 10. resmi izin vermek 11. geçiş, çıkış izni vb. vermek 12. ödemek 13. tahsil etmek 14. açık hale getirmek 15. açıklığa kavuşturmak 16. açılmak 17. affetmek 18. aklandırmak 19. atlamak 20. ayrılmak 21. berraklaşmak 22. çekmek 23. dokunmadan geçmek 24. düzenli hale getirmek 25. engeli aşmak 26. geçiş izni almak 27. ibra etmek 28. kabul ettirmek 29. netleşmek 30. sağlamak 31. seyretmek 32. süzülmek 33. takas etmek 34. tasfiye etmek 35. temizlenmek 36. terk etmek 37. yanından geçip gitmek 38. yol almak 39. yük boşaltmak 40. açıklamak 41. aydınlatmak 42. bilgi vermek 43. dağılmak 44. dokunmadan geçmek ya da aşmak 45. elde etmek 46. geçmek 47. gidermek 48. ıskalamak 49. kaldırmak 50. kanuni şekle sokmak 51. kapatmak 52. kazanmak 53. kurtarmak 54. netleştirmek 55. önündeki engelleri kaldırmak 56. pislik vs den temizlemek 57. sıyırıp geçmek 58. sonuçlanmak 59. süzmek 60. toplamak 61. üzerindeki şüpheyi kaldırmak 62. yanından geçmek

ana kullanım 2

01. açık 02. parlak 03. berrak 04. duru 05. bulutsuz 06. anlaşılır 07. anlayışlı 08. kolayca kavrayan 09. emin 10. kararlı 11. suçsuz 12. belasız 13. engelsiz 14. tehlikesiz 15. boş 16. masum 17. temiz 18. arı 19. saf 20. lekesiz açık 21. belirgin 22. ortada 23. aşikâr 24. kesin 25. açıkça 26. net bir şekilde 27. tamamen 28. tümüyle 29. uzağa 30. uzakta 31. dışarı 32. açık olarak 33. açık seçik 34. ayan 35. aydın 36. bariz 37. belgin 38. belli 39. bütünüyle 40. celi 41. göze çarpan 42. halis 43. hamulesiz 44. hür 45. işitilebilir 46. kati 47. katıştırılmamış 48. kolay duyulur 49. kuşkusu olmayan 50. lekesiz 51. meydanda 52. muaf 53. net 54. okunaklı 55. ortada olan 56. peyda 57. pırıl pırıl 58. pürüzsüz 59. sarih 60. saydam 61. seçik 62. şeffaf 63. serbest 64. sınırsız 65. -siz 66. -sız 67. takıntısız 68. tiz 69. tortusuz 70. vazıh 71. zaf 72. zahir 73. ak 74. apaçık 75. aydınlık 76. belirli 77. belli başlı 78. boşluk 79. bütün 80. güneşli 81. günlük güneşlik 82. işlek yazı 83. katışıksız 84. safi 85. sarahatli 86. tam 87. tüm 88. zeki

askeri

01. hazır etmek 02. müsaade veya izin vermek

badminton

01. rakip sahaya atılan güzel top, rakip sahaya arka çizgiden orka çizgiye kadar atılan yüksek top

basın

01. açıklamak 02. düzeltmek 03. tashih etmek 04. tavzih etmek

bilişim

01. boşalt 02. sıfırlamak 03. sil 04. silme 05. silmek 06. temizle 07. temizlemeyi 08. yok

denizcilik

01. neta

dilbilim

01. iyice görünen

futbol

01. kale önünde tehlikeden kurtulmak

güvenlik

01. aklanmak

hukuk

01. halletmek

inşaat

01. renksiz

iş dünyası

01. yüksüz 02. kaldırmak 03. boşaltmak 04. tahliye etmek 05. kâr etmek 06. borcunu ödemek 07. gümrükten çekmek

matematik

01. kolay

mimarlık

01. görünür yüz 02. saydam

tarım

01. arazi açmak

teknik

01. boş alan 02. aralık 03. sıyırtmak 04. yer açmak

tekstil

01. canlı

ticaret

01. geçirtmek 02. kesintisiz

turizm

01. açmak 02. aydınlık 03. safi 04. saydam

CLEAR = Gözlemcinin bulunduğu yerden yukarıya bakıldığında, gökyüzünde hiçbir bulut olmaması, görüşü engelleyecek herhangi bir şeyin olmaması durumu. Bulutsuz gökyüzü. Gün boyunca veya rasat saatinde 1/8'den daha düşük kapalılık olması durumunda da meteorolojide bu kavram kullanılmaktadır. [meteoroloji > ne, nedir, ne demek]

CLEAR = [kliı] adjective
1 açık, parlak, berrak * eşanlamlı : light, bright, sunny, uncloudy * karşıtanlamlı : dull, cloudy
İngilizce örnek : The sky is clear.
Türkçe çevirisi : Gökyüzü açık.
İngilizce örnek : On a clear day you can see far.
Türkçe çevirisi : Aydınlık bir günde uzağı görebilirsin.
İngilizce örnek : The water in the stream was very clear.
Türkçe çevirisi : Akarsuyun suyu berraktı.
2 anlayışlı, kolayca kavrayan * eşanlamlı : intelligible, comprehensible
3 emin * eşanlamlı : certain, sure, doubtless * karşıtanlamlı : dubious, questionable
4 açık, engelsiz * eşanlamlı : open, free, unblocked, unhindered * karşıtanlamlı : blocked
İngilizce örnek : We can cross now. The road is clear.
Türkçe çevirisi : Şimdi karşıya geçebiliriz. Yol açık.
5 masum, temiz * eşanlamlı : innocent, guiltless, faultless
6 belirgin, ortada, aşikâr * eşanlamlı : understandable, plain, distinct, obvious * karşıtanlamlı : confused
İngilizce örnek : His instructions were very clear.
Türkçe çevirisi : Talimatları çok açıktı.
İngilizce örnek : It is clear why he doesn't want to live in Saudi Arabia.
Türkçe çevirisi : Suudi Arabistan’da neden yaşamak istemediği açıktır.
İngilizce örnek : After his explanation, everything was clear to us.
Türkçe çevirisi : Açıklamasından sonra her şeyi anladık.
¤ adverb
1 açıkça
2 tamamen
3 uzağa, uzakta
4 dışarı
¤ verb
1 (hava, su, vb.) açmak, berraklaşmak
2 temizlemek, kaldırmak * eşanlamlı : clean, cleanse, sweep, wipe * karşıtanlamlı : pollute
İngilizce örnek : The waiter cleared the dishes from the table.
Türkçe çevirisi : Garson tabakları masadan kaldırdı.
İngilizce örnek : It will take a long time to clear all the mines in the land.
Türkçe çevirisi : Arazideki mayınları temizlemek uzun zaman alacaktır.
3 (sis vb.) dağılmak, açılmak
İngilizce örnek : The fog cleared at about ten o'clock in the morning.
Türkçe çevirisi : Sis sabah saat on sularında dağıldı.
4 temize çıkarmak, aklamak * eşanlamlı : acquit, release, emancipate
* clear away = kaldırıp götürmek
İngilizce örnek : If you'll clear away your books, I'll lay the table.
Türkçe çevirisi : Kitaplarını kaldırırsan sofrayı kurarım.
* clear off = çekip gitmek, defolmak
* clear out = 1 boşaltıp temizlemek
İngilizce örnek : Now we have more room in the attic after clearing all that junk out.
Türkçe çevirisi : Bütün hurdaları atıp temizledikten sonra şimdi tavan arasında daha çok yerimiz var.
2 çekilip gitmek
İngilizce örnek : After the police threw tear gas, the crowd cleared right out.
Türkçe çevirisi : Polis gözyaşartıcı gaz atınca kalabalık hemen dağıldı.
* clear up = 1 (hava) açılmak
İngilizce örnek : I hope the weather clears up later.
Türkçe çevirisi : Umarım hava daha sonra açılır.
İngilizce örnek : This rain won't last; it will clear up soon.
Türkçe çevirisi : Bu yağmur uzun sürmez, yakında hava açılır.
2 çözümlemek
İngilizce örnek : The author cleared up the mystery at the end of the story.
Türkçe çevirisi : Yazar öykünün sonunda esrar perdesini araladı.

1: 0 ms