• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

present

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 195

ana kullanım 1

01. vermek 02. takdim etmek 03. sunmak 04. tanıtmak 05. tanıştırmak 06. sahnede göstermek 07. temsil etmek 08. göstermek 09. var olmak 10. hazır bulunmak 11. armağan etmek 12. arz etmek 13. canlandırmak 14. ibraz etmek 15. ispatı vücut etmek 16. kompliman yapmak 17. oynamak 18. sergilemek 19. tavsiye etmek 20. zorlaştırmak 21. açıklamak 22. aday göstermek 23. bağışlamak 24. çevirmek 25. çıkarmak 26. doğrultmak 27. getirmek 28. ileri sürmek 29. meydana koymak 30. neden olmak 31. nişan almak 32. ortaya koymak 33. sahnelemek 34. sahneye koymak 35. takrir etmek

ana kullanım 2

01. mevcut 02. şimdiki 03. bugünkü 04. şu anki 05. var olan 06. hazır 07. şimdiki zaman 08. halihazır 09. armağan 10. hediye 11. aktüel 12. gün 13. hali hazır 14. şimdiki zamana ait 15. şu ana ait 16. var 17. belge 18. bergüzar 19. bu 20. bulunan 21. dürü 22. güncel 23. güncül 24. halihazırdaki 25. ikram 26. işbu 27. şu an 28. tuhfe 29. zamane

askeri

01. doğrultmak 02. nişan almak

dilbilgisi

01. şimdiki zaman kipi

güvenlik

01. hazırun

teknik

01. varolan

PRESENT 1 = ['prezınt] noun
armağan, hediye
İngilizce örnek : Ahmet gave his wife a very expensive present.
Türkçe çevirisi : Ahmet karısına çok pahalı bir hediye verdi.
İngilizce örnek : Don't open this present before your birthday.
Türkçe çevirisi : Bu hediyeyi doğum gününden önce açma.
İngilizce örnek : We decided to buy them a set of cutlery as a wedding present.
Türkçe çevirisi : Onlara düğün hediyesi olarak bir çatal bıçak takımı almaya karar verdik.
¤ adjective
1 mevcut, bulunan * eşanlamlı : existing, being
İngilizce örnek : Fifteen guests were present at the party.
Türkçe çevirisi : Partide on beş konuk mevcuttu (vardı).
İngilizce örnek : Our lawyer is present to advise you.
Türkçe çevirisi : Avukatımız sana tavsiyede bulunmak için mevcut (burada).
İngilizce örnek : There were about 35 people present.
Türkçe çevirisi : Mevcut yaklaşık 35 kişi vardı.
İngilizce örnek : Among those present was the Mayor.
Türkçe çevirisi : Mevcutlar (orda bulunanlar) arasında belediye başkanı da vardı.
2 şimdiki, şu anki * eşanlamlı : current
İngilizce örnek : I'll take the job even if the salary is less than my present one.
Türkçe çevirisi : Maaş şimdiki işimdekinden daha az olsa bile (o) işe gireceğim.
* at present = şu anda, şimdi
İngilizce örnek : Mr Brown is busy at present.
Türkçe çevirisi : By Brown şu anda meşgul.
İngilizce örnek : At present he is sleeping.
Türkçe çevirisi : Şu anda uyuyor.
İngilizce örnek : At present our boss is in China, but he will return in a week.
Türkçe çevirisi : Şu anda patronumuz Çinde, ama bir hafta sonra dönecek.
* for the present = şu anda, şimdilik
* present continuous (tense) = şimdiki zaman
* present perfect continuous (tense) = sürekli bitmiş zaman
* present perfect tense = yakın geçmiş zaman

PRESENT 2 = [pri'zent] verb
1 sunmak, takdim etmek * eşanlamlı : give donate, bestow, grant, award
İngilizce örnek : You will need to present your ID along with your e-ticket.
Türkçe çevirisi : Kimliğini e-biletinle birlikte göstermen gerekecek.
İngilizce örnek : Aziz Nesin has been presented with numerous awards in Turkey.
Türkçe çevirisi : Aziz Nesin’e Türkiye’de birçok ödül sunulmuştur.
2 tanıtmak, takdim etmek * eşanlamlı : introduce, acquaint, display, exhibit, show

1: 0 ms