• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

level

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 310

ana kullanım

LEVEL = (level nedir; level Türkçesi) Her tarafı düşey yer çekimi kuvveti doğrultusunda dik açı oluşturan yüzeye verilen isim. Bu şartları taşıyan yüzey yani düzey boyunca jeopotansiyel sabittir. Atmosferde bir düzey yüzeyi, ortalama deniz düzeyinden yukarıda eşdeğer geometrik yükseklikle uygunluk göstermez.

LEVEL = ['levıl] noun
1 düzey, seviye * eşanlamlı : position, rank, status, degree, grade, stage, layer
İngilizce örnek : Pure water has a pH level of around seven.
Türkçe çevirisi : Saf suyun yedi civarında pH seviyesi vardır.
İngilizce örnek : She progressed to the next level in her Italian course.
Türkçe çevirisi : İtalyanca kursunda bir sonraki seviyeye geçti.
İngilizce örnek : The window of the basement is on a level with the street.
Türkçe çevirisi : Bodrum katın penceresi sokak ile aynı seviyede.
2 (göl, ırmak, sıvı, vb.) yükseklik, seviye * eşanlamlı : height, altitude
İngilizce örnek : The oil level in the engine must be checked.
Türkçe çevirisi : Motorun yağ seviyesi kontrol edilmeli.
İngilizce örnek : The water level in the river is very low.
Türkçe çevirisi : Irmaktaki su seviyesi çok düşük.
İngilizce örnek : Heavy rains have raised the level of the river this year.
Türkçe çevirisi : Şiddetli yağmurlar bu yıl nehrin su seviyesini yükseltti.
İngilizce örnek : The city is only a few meters above sea level.
Türkçe çevirisi : Şehir deniz seviyesinden sadece birkaç metre yukarıda.
¤ adjective
1 düz * eşanlamlı : flat, even, smooth, horizontal * karşıtanlamlı : uneven
2 aynı hizada, aynı yükseklikte * eşanlamlı : equal, even, balanced, neck and neck * karşıtanlamlı : unequal
¤ verb
1 düzlemek * eşanlamlı : flatten, plane, smooth
2 yıkmak, yerle bir etmek * eşanlamlı : demolish, destroy, devastate, pull down, knock down * karşıtanlamlı : build

LEVEL nasıl okunur, okunuşu /'levıl/ isim

1: 0 ms