• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

sweet

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 2397

edebiyat

turizm

SWEET = [swi: t] adjective
1 tatlı * eşanlamlı : sweetened, sugary, honeyed, delicious, tasty * karşıtanlamlı : sour
İngilizce örnek : The oranges are sweet and juicy.
Türkçe çevirisi : Portakallar tatlı ve sulu.
İngilizce örnek : The baklava is too sweet.
Türkçe çevirisi : Baklava çok tatlı.
2 şirin, hoş
İngilizce örnek : The music is sweet.
Türkçe çevirisi : Müzik hoş.
İngilizce örnek : She has a sweet little cat.
Türkçe çevirisi : Onun şirin küçük bir kedisi var.
İngilizce örnek : The little girl looks so sweet with her curls.
Türkçe çevirisi : Küçük kız bukleleri ile çok şirin görünüyor.
3 taze * eşanlamlı : fresh
İngilizce örnek : We breathed in the sweet country air.
Türkçe çevirisi : Taze kır havasını içimize çektik.
¤ noun
1 tatlı * eşanlamlı : dessert
2 şeker, şekerleme
İngilizce örnek : Instead of punishing the boy she gave him a sweet.
Türkçe çevirisi : Oğlanı cezalandırıcak yere ona şeker verdi.
İngilizce örnek : It's a good idea to stop eating sweets between meals.
Türkçe çevirisi : Öğünler arasında şeker yememek iyi bir fikirdir.
İngilizce örnek : Divide these sweets between the two children.
Türkçe çevirisi : Bu şekerleri iki çocuk arasında paylaştır.

1: 0 ms