• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

time

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 61

matematik

müzik

TIME = [taym] noun
1 zaman, vakit * eşanlamlı : date, hour
İngilizce örnek : Time is money.
Türkçe çevirisi : Vakit nakittir.
İngilizce örnek : Did you have a good time on holiday?
Türkçe çevirisi : Tatilde iyi vakit geçirdin mi?
İngilizce örnek : The rain never stops at this time of the year.
Türkçe çevirisi : Yılın bu zamanında yağmur hiç durmaz.
İngilizce örnek : We had a good time at the party.
Türkçe çevirisi : Partide iyi vakit geçirdik.
İngilizce örnek : There is not enough time for that.
Türkçe çevirisi : Onun için yeterli vakit yok.
İngilizce örnek : I am sorry, I have no time to spare.
Türkçe çevirisi : Affedersiniz, ayıracak vaktim yok.
İngilizce örnek : Was there enough time to finish the exam?
Türkçe çevirisi : Sınavı bitirmek için yeterli vakit var mıydı?
2 defa, kere
İngilizce örnek : I've been to France three times.
Türkçe çevirisi : Fransa’ya üç kere gittim.
İngilizce örnek : He tried four times before he passed.
Türkçe çevirisi : Geçmeden önce dört kere denedi.
İngilizce örnek : He has climbed that mountain many times.
Türkçe çevirisi : O dağa birçok kere tırmandı.
İngilizce örnek : I remember going to school for the first time.
Türkçe çevirisi : Okula ilk defa gidişimi hatırlıyorum.
3 müddet, süre * eşanlamlı : duration, period, span, term, interval
İngilizce örnek : He begged for more time to find the money.
Türkçe çevirisi : Parayı bulmak için daha fazla süre için yalvardı.
4 mat. kere, çarpı
İngilizce örnek : Three times eight are twenty four.
Türkçe çevirisi : Üç kere sekiz yirmi dört eder.
5 devir, çağ * eşanlamlı : era, epoch, age
6 müz. tempo * eşanlamlı : tempo, rhythm, beat
¤ verb
1 saat tutmak, süresini ölçmek * eşanlamlı : gauge, measure, set
2 zamanlamak, ayarlamak * eşanlamlı : regulate, adjust, schedule
* all the time = durmadan, sürekli, boyuna
İngilizce örnek : It rained nearly all the time.
Türkçe çevirisi : Hemen hemen durmadan yağdı.
İngilizce örnek : Harry tells the same joke all the time!
Türkçe çevirisi : Harry her zaman aynı fıkrayı anlatıyor.
* at the same time = aynı zamanda
* at times = bazen
İngilizce örnek : Driving at night can be very dangerous at times.
Türkçe çevirisi : Geceleyin araba sürmek bazen çok tehlikeli olur.
* behind the times = eski kafalı
* by the time = -e kadar
İngilizce örnek : By the time I got back to the bus stop, the bus had already passed.
Türkçe çevirisi : Ben otobüs durağına dönene kadar otobüs (duraktan) çoktan geçmişti.
İngilizce örnek : By the time I got to the station, the train had left.
Türkçe çevirisi : İstasyona varana kadar tren hareket etmişti.
İngilizce örnek : By the time we get there the film will have started.
Türkçe çevirisi : Biz oraya varana kadar film başlamış olacak.
İngilizce örnek : The film had already begun by the time I got to the cinema.
Türkçe çevirisi : Sinemaya varana kadar film çoktan başlamıştı.
* for a time = kısa bir süre
* for the time being = şimdilik
İngilizce örnek : For the time being, we are staying at a hotel.
Türkçe çevirisi : Şimdilik bir otelde kalıyoruz.
* from time to time = ara sıra, bazen
İngilizce örnek : He calls me from time to time.
Türkçe çevirisi : Beni ara sıra arar.
İngilizce örnek : I see him from time to time.
Türkçe çevirisi : Onu ara sıra görüyorum.
* in time = 1 vaktinde, erkence
İngilizce örnek : He arrived in time for the meeting.
Türkçe çevirisi : Toplantı için vakitlice geldi.
İngilizce örnek : I like to get up in time to have breakfast before going to work.
Türkçe çevirisi : İşe gitmeden önce kahvaltı yapmak için vaktinde kalkmayı seviyorum.
İngilizce örnek : We are in time to have dinner with them.
Türkçe çevirisi : Onlarla yemek yemek için vaktinde geldik.
İngilizce örnek : We got to the show in time to see the beginning.
Türkçe çevirisi : Başlangıcını görmek için gösteriye vaktinde geldik.
2 zamanla
* it is time = vakti geldi, zamanı geldi
İngilizce örnek : It's time we left.
Türkçe çevirisi : Gitme vaktimiz geldi.
İngilizce örnek : It is time for us to stop.
Türkçe çevirisi : Durma vaktimiz geldi.
İngilizce örnek : It is time that child went to school.
Türkçe çevirisi : Çocuğun okula gitme vakti geldi.
İngilizce örnek : It is time we got someone to decorate this room.
Türkçe çevirisi : Birine odayı dekore ettirme zamanımız geldi.
İngilizce örnek : It's time the government brought the economy under control.
Türkçe çevirisi : Hükümetin ekonomiyi kontrol altına alma vakti geldi.
İngilizce örnek : It's high time you learned to look after yourself.
Türkçe çevirisi : Kendine bakmayı öğrenme vaktin geldi.
* keep up with the times = zamana ayak uydurmak
* many a time = sık sık
* on time = vaktinde, tam vaktinde
İngilizce örnek : You had better be home on time.
Türkçe çevirisi : Vaktinde evde olsan iyi olur.
İngilizce örnek : She is always on time for work.
Türkçe çevirisi : İşe her zaman vaktinde gelir.
İngilizce örnek : The game began on time.
Türkçe çevirisi : Oyun vaktinde başladı.
İngilizce örnek : The train came in on time.
Türkçe çevirisi : Tren vaktinde geldi.
İngilizce örnek : Your flight is expected to take off on time.
Türkçe çevirisi : Uçağınızın vaktinde havalanması bekleniyor.
* pass the time of day = laklak etmek
* play for time = zaman geçirmek, oyalanmak
* take one's time = acele etmemek, özenle yapmak
İngilizce örnek : To enjoy the sunny day, I took my time walking home.
Türkçe çevirisi : Güneşli günün tadını çıkarmak için eve acele etmeden yürüdüm.
* time after time = sık sık, tekrar tekrar
İngilizce örnek : I told him time after time to clean up his room.
Türkçe çevirisi : Ona defalarca odasını temizlemesini söyledim.
* time and (time) again = sık sık, tekrar tekrar
* time bomb = saatli bomba
* time exposure = poz
* What's the time? = Saat kaç?
* What time is it? = Saat kaç?

TIME nasıl okunur, okunuşu /taym/ isim

1: 0 ms