• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

upset

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 6007

UPSET = [ap'set] verb
upset [apset]
1 devirmek, altüst etmek, bozmak * eşanlamlı : overturn, knock over, capsize
İngilizce örnek : While we were having dinner the waiter upset a plate of soup.
Türkçe çevirisi : Akşam yemeği yerken garson bir tabak çorbayı devirdi.
2 keyfini kaçırmak, üzmek * eşanlamlı : sadden, grieve, distress, bother, disturb, agitate
İngilizce örnek : You must take care not to upset him.
Türkçe çevirisi : Onu üzmemeye çalışmalısın.
İngilizce örnek : The bad news has upset the businessman.
Türkçe çevirisi : Kötü haber işadamının keyfini kaçırdı.
İngilizce örnek : What upset me most was his impudence.
Türkçe çevirisi : Beni en çok üzen şey onun arsızlığı idi.
¤ adjective
1 üzgün, üzüntülü * eşanlamlı : sad, distressed
İngilizce örnek : He's upset about his mother's death.
Türkçe çevirisi : Annesinin ölümünden üzüntülü.
İngilizce örnek : She is upset about the loss of her cat.
Türkçe çevirisi : Kedisinin kayboluşundan üzüntülü.
İngilizce örnek : She was upset when she heard the news.
Türkçe çevirisi : Haberi duyunca üzüldü.
İngilizce örnek : She was very upset when her father spoke angrily to her.
Türkçe çevirisi : Babası onunla kızgın bir şekilde konuşunca çok üzüldü.
İngilizce örnek : She was very upset at failing in that examination.
Türkçe çevirisi : O sınavdan kalışına çok üzüldü.
2 rahatsız, hasta * eşanlamlı : disturbed, agitated
3 (mide) bozuk, rahatsız
İngilizce örnek : I can't eat anything - my stomach's upset.
Türkçe çevirisi : Hiçbir şey yiyemiyorum - midem bozuk.
¤ noun
1 devirme, devrilme
2 altüst olma
3 (mide) bozukluk, rahatsızlık

1: 0 ms