• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

stand

Türkçe - İngilizce

stand

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 986

ana kullanım 1

01. ayakta durmak 02. ayağa kalkmak 03. dikelmek 04. dikeltmek 05. durmak 06. kalmak 07. aynı kalmak 08. değişmeden kalmak 09. olmak 10. gelmek 11. bulunmak 12. geçerliliğini korumak 13. değişmemek 14. yer almak 15. ayakta kalmak 16. dikmek 17. dayamak 18. ısmarlamak 19. tahammül etmek 20. dayanmak 21. katlanmak 22. aday olmak 23. dikilmek 24. geçirmek 25. gerek duymak 26. ikram etmek 27. ispatlamak 28. mevcut olmak 29. parasını karşılamak 30. sindirmek 31. sürmek 32. üzerine almak 33. vaftiz babalığı yapmak 34. var olmak 35. avın yerini göstermek 36. ferma etmek 37. basmak 38. çekilmek 39. desteklemek 40. devam etmek 41. dinelmek 42. direnmek 43. durgun olmak 44. geçerli olmak 45. göğüs germek 46. hediye olarak almak 47. ihtiyaç duymak 48. kanıtlamak 49. karşı koymak 50. parasını çekmek 51. sineye çekmek 52. üstlenmek

ana kullanım 2

01. durma 02. duruş 03. mahkemede kürsüsü 04. mola 05. yer 06. mevki 07. durak 08. direnme 09. direniş 10. mukavemet 11. satış sergisi 12. tezgâh 13. işyeri 14. mağaza 15. dükkân 16. ayak 17. destek 18. sehpa 19. tribün 20. askı 21. duracak yer 22. hatip kürsüsü 23. mahal 24. oturak 25. podyum 26. portmanto 27. satıcının durduğu yer 28. stant 29. taksi durağı 30. vaziyet 31. banko 32. dur 33. kımıldama 34. stand 35. üçayak 36. şahit yeri 37. tanık yeri 38. ağaç topluluğu 39. avcının hayvana ateş ettiği yer 40. ayaklı askılık 41. ayaklık 42. ayakta durma 43. baraka 44. belirli bir sahada bulunan av hayvanı 45. büfe 46. bük 47. davranış 48. dayanma 49. dikeylik 50. durgunluk 51. durum 52. hadde takımı 53. hal 54. haydutluk 55. iş yeri 56. kap altlığı 57. katlanma 58. kovandaki arılar 59. kürsü 60. mesnet 61. okçunun atış yapmadan önceki duruş pozisyonu ve yeri 62. ormanda yetişen ağaç 63. park yeri 64. popülasyon 65. sahne 66. sergen 67. sıra halinde dikilmiş fideler veya bitkiler 68. sıra hâlinde dikim 69. sondaj makine döşemesi 70. soygun 71. tutum 72. uçağın yolcu almak için beklediği yer

fotoğrafçılık

01. tripod 02. tripot

ormancılık

01. meşcere

teknik

01. stand 02. stant

STAND = [stend] verb
stood [stud]
1 ayakta durmak, dikelmek * eşanlamlı : stand up, rise, get up
İngilizce örnek : The teacher was standing in front of the students.
Türkçe çevirisi : Öğretmen öğrencilerin önünde duruyordu.
İngilizce örnek : The students stood still and listened to the head teacher.
Türkçe çevirisi : Öğrenciler kıpırdamadan durup müdürü dinlediler.
İngilizce örnek : She was standing beside the window.
Türkçe çevirisi : Pencerenin yanında dikeliyordu.
İngilizce örnek : Helen stood by her husband during his trial.
Türkçe çevirisi : Helen, duruşma sırasında kocasının yanında durdu.
2 durmak, bulunmak * eşanlamlı : stop, halt, rest, stay, remain
İngilizce örnek : The mosque stands on a corner near the school.
Türkçe çevirisi : Cami okulun yanında bir köşede bulunmaktadır.
3 dayanmak, katlanmak * eşanlamlı : bear, tolerate, endure, suffer, resist
İngilizce örnek : I can't stand loud music.
Türkçe çevirisi : Gürültülü müziğe tahammül edemem.
İngilizce örnek : The thing I can't stand in this city is the weather.
Türkçe çevirisi : Bu şehirde tahammül edemediğim şey havadır.
İngilizce örnek : I couldn't stand the noise at first but I am used to it now.
Türkçe çevirisi : İlkin gürültüye katlanamıyordum ama şimdi ona alışkınım.
İngilizce örnek : House plants can't stand the cold.
Türkçe çevirisi : Ev bitkileri soğuğa dayanamaz.
¤ noun
1 duruş * eşanlamlı : stance, position; attitude
İngilizce örnek : The Prime Minister doesn’t have a firm stand on international politics.
Türkçe çevirisi : Başbakanın uluslararası politikada sağlam bir duruşu yok.
2 sehpa, askı, ayaklık
İngilizce örnek : The music stand is near the piano.
Türkçe çevirisi : Müzik sehpası piyanonun yanında.
3 tezgâh, satış sergisi * eşanlamlı : stall
İngilizce örnek : You can see stands in this street selling counterfeit jewellery.
Türkçe çevirisi : Bu sokakta sahte mücevher satan tezgâhlar görebilirsiniz.
4 durak * eşanlamlı : station
5 tribün * eşanlamlı : platform
İngilizce örnek : The fan was ejected from the stands for his cursing of the opposing team.
Türkçe çevirisi : Fanatik, rakip takıma küfür ettiği için, tribünlerden atıldı.
6 (mahkemede) tanık yeri
* stand by = 1 yanında durmak * eşanlamlı : defend, uphold, support
2 hazır beklemek
İngilizce örnek : The police stood by in case of trouble.
Türkçe çevirisi : Sorun olur diye polis hazır bekledi.
İngilizce örnek : The army is standing by in case of a riot.
Türkçe çevirisi : Ordu ayaklanma olur diye hazır bekliyor.
* stand for = 1 anlamına gelmek, kısaltılmışı olmak, yerini tutmak * eşanlamlı : represent, symbolize, denote, mean
İngilizce örnek : CPU stands for Central Processing Unit.
Türkçe çevirisi : MİB, Merkezi İşlem Birimi’nin kısa biçimidir.
İngilizce örnek : What does TL stand for?
Türkçe çevirisi : TL neyin kısaltılmışıdır?
İngilizce örnek : E.g. stands for exempli gratia, which is Latin.
Türkçe çevirisi : İngilizce e.g. (örn.), Latince exempli gratia’nın kısaltılmışıdır.
2 desteklemek, savunmak
İngilizce örnek : I hate most things that the Prime Minister stands for.
Türkçe çevirisi : Başbakanın savunduğu çoğu şeyden nefret ediyorum.
* stand on one's own (two) feet = kendi yağı ile kavrulmak
* stand out = 1 göze çarpmak * eşanlamlı : be prominent
İngilizce örnek : Her beautiful hair makes her stand out in any group.
Türkçe çevirisi : Güzel saçı, onu her grupta ön plana çıkarıyor.
2 kendini göstermek, sivrilmek
İngilizce örnek : He stands out as the fastest footballer in the team.
Türkçe çevirisi : Takımdaki en hızlı futbolcu olarak sivriliyor.
3 karşı durmakta inat etmek, karşı durmak
İngilizce örnek : To stand out against a religion requires more courage than to accept it.
Türkçe çevirisi : Bir dine karşı çıkmak, onu kabul etmekten daha çok cesaret ister.
* stand up = 1 ayağa kalkmak
İngilizce örnek : Everyone stood up when he entered the room.
Türkçe çevirisi : O odaya girince herkes ayağa kalktı
İngilizce örnek : When the teacher came in, all the children stood up.
Türkçe çevirisi : Öğretmen içeri girince bütün çocuklar ayağa kalktı.
İngilizce örnek : Why don't you stand up and offer her your seat?
Türkçe çevirisi : Neden ayağa kalkıp yerini vermiyorsun?
2 ayakta durmak, dikelmek
İngilizce örnek : If you are a salesperson, you have to stand up all day.
Türkçe çevirisi : Tezgâhtarsanız bütün gün ayakta durmak zorundasınız.
* stand up for = -ı desteklemek, savunmak
İngilizce örnek : If you don't stand up for your beliefs, no one else will.
Türkçe çevirisi : İnançlarını sen savunmazsan, başka kimse savunmaz.
* stand up to = kafa tutmak, karşı durmak
İngilizce örnek : Don't let him treat you badly, stand up to him.
Türkçe çevirisi : Onun sana kötü davranmasına izin verme, ona karşı dur.
İngilizce örnek : The engine won't stand up to the strain.
Türkçe çevirisi : Motor zorlanmaya dayanamayacak.

STAND = nasıl okunur, okunuşu /stEnd/ eylem [past tense : stood, past participle : stood, -ing : standing]

1: 0 ms