• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

stand

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 986

ad / noun – agriculture

ad / noun – apiculture

ad / noun – forestry

ad / noun – photography

ad / noun – sports

ad / noun – traffic

STAND = [stend] verb
stood [stud]
1 ayakta durmak, dikelmek * eşanlamlı : stand up, rise, get up
İngilizce örnek : The teacher was standing in front of the students.
Türkçe çevirisi : Öğretmen öğrencilerin önünde duruyordu.
İngilizce örnek : The students stood still and listened to the head teacher.
Türkçe çevirisi : Öğrenciler kıpırdamadan durup müdürü dinlediler.
İngilizce örnek : She was standing beside the window.
Türkçe çevirisi : Pencerenin yanında dikeliyordu.
İngilizce örnek : Helen stood by her husband during his trial.
Türkçe çevirisi : Helen, duruşma sırasında kocasının yanında durdu.
2 durmak, bulunmak * eşanlamlı : stop, halt, rest, stay, remain
İngilizce örnek : The mosque stands on a corner near the school.
Türkçe çevirisi : Cami okulun yanında bir köşede bulunmaktadır.
3 dayanmak, katlanmak * eşanlamlı : bear, tolerate, endure, suffer, resist
İngilizce örnek : I can't stand loud music.
Türkçe çevirisi : Gürültülü müziğe tahammül edemem.
İngilizce örnek : The thing I can't stand in this city is the weather.
Türkçe çevirisi : Bu şehirde tahammül edemediğim şey havadır.
İngilizce örnek : I couldn't stand the noise at first but I am used to it now.
Türkçe çevirisi : İlkin gürültüye katlanamıyordum ama şimdi ona alışkınım.
İngilizce örnek : House plants can't stand the cold.
Türkçe çevirisi : Ev bitkileri soğuğa dayanamaz.
¤ noun
1 duruş * eşanlamlı : stance, position; attitude
İngilizce örnek : The Prime Minister doesn’t have a firm stand on international politics.
Türkçe çevirisi : Başbakanın uluslararası politikada sağlam bir duruşu yok.
2 sehpa, askı, ayaklık
İngilizce örnek : The music stand is near the piano.
Türkçe çevirisi : Müzik sehpası piyanonun yanında.
3 tezgâh, satış sergisi * eşanlamlı : stall
İngilizce örnek : You can see stands in this street selling counterfeit jewellery.
Türkçe çevirisi : Bu sokakta sahte mücevher satan tezgâhlar görebilirsiniz.
4 durak * eşanlamlı : station
5 tribün * eşanlamlı : platform
İngilizce örnek : The fan was ejected from the stands for his cursing of the opposing team.
Türkçe çevirisi : Fanatik, rakip takıma küfür ettiği için, tribünlerden atıldı.
6 (mahkemede) tanık yeri
* stand by = 1 yanında durmak * eşanlamlı : defend, uphold, support
2 hazır beklemek
İngilizce örnek : The police stood by in case of trouble.
Türkçe çevirisi : Sorun olur diye polis hazır bekledi.
İngilizce örnek : The army is standing by in case of a riot.
Türkçe çevirisi : Ordu ayaklanma olur diye hazır bekliyor.
* stand for = 1 anlamına gelmek, kısaltılmışı olmak, yerini tutmak * eşanlamlı : represent, symbolize, denote, mean
İngilizce örnek : CPU stands for Central Processing Unit.
Türkçe çevirisi : MİB, Merkezi İşlem Birimi’nin kısa biçimidir.
İngilizce örnek : What does TL stand for?
Türkçe çevirisi : TL neyin kısaltılmışıdır?
İngilizce örnek : E.g. stands for exempli gratia, which is Latin.
Türkçe çevirisi : İngilizce e.g. (örn.), Latince exempli gratia’nın kısaltılmışıdır.
2 desteklemek, savunmak
İngilizce örnek : I hate most things that the Prime Minister stands for.
Türkçe çevirisi : Başbakanın savunduğu çoğu şeyden nefret ediyorum.
* stand on one's own (two) feet = kendi yağı ile kavrulmak
* stand out = 1 göze çarpmak * eşanlamlı : be prominent
İngilizce örnek : Her beautiful hair makes her stand out in any group.
Türkçe çevirisi : Güzel saçı, onu her grupta ön plana çıkarıyor.
2 kendini göstermek, sivrilmek
İngilizce örnek : He stands out as the fastest footballer in the team.
Türkçe çevirisi : Takımdaki en hızlı futbolcu olarak sivriliyor.
3 karşı durmakta inat etmek, karşı durmak
İngilizce örnek : To stand out against a religion requires more courage than to accept it.
Türkçe çevirisi : Bir dine karşı çıkmak, onu kabul etmekten daha çok cesaret ister.
* stand up = 1 ayağa kalkmak
İngilizce örnek : Everyone stood up when he entered the room.
Türkçe çevirisi : O odaya girince herkes ayağa kalktı
İngilizce örnek : When the teacher came in, all the children stood up.
Türkçe çevirisi : Öğretmen içeri girince bütün çocuklar ayağa kalktı.
İngilizce örnek : Why don't you stand up and offer her your seat?
Türkçe çevirisi : Neden ayağa kalkıp yerini vermiyorsun?
2 ayakta durmak, dikelmek
İngilizce örnek : If you are a salesperson, you have to stand up all day.
Türkçe çevirisi : Tezgâhtarsanız bütün gün ayakta durmak zorundasınız.
* stand up for = -ı desteklemek, savunmak
İngilizce örnek : If you don't stand up for your beliefs, no one else will.
Türkçe çevirisi : İnançlarını sen savunmazsan, başka kimse savunmaz.
* stand up to = kafa tutmak, karşı durmak
İngilizce örnek : Don't let him treat you badly, stand up to him.
Türkçe çevirisi : Onun sana kötü davranmasına izin verme, ona karşı dur.
İngilizce örnek : The engine won't stand up to the strain.
Türkçe çevirisi : Motor zorlanmaya dayanamayacak.

1: 0 ms