• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

spot

Türkçe - İngilizce

ad / noun 2 – advertising

ad / noun 3 – television

SPOT = (spot nedir; spot ne demek; spot İngilizcesi) İng. spot 1. Herhangi bir aynalı alet ile ekran üzerinde oluşturulan görüntü. 2. Tanıtımcık. 3. (ekonomi) Peşin. 4. Işıntı: «İkinci bir spot yanmıştı şimdi, sahneyi şöyle bir tarayıp üst kısımları aydınlattı.» - N. Eray.

spot = benek [eski terim - öz Türkçe]

spot = ışıntı [eski terim - öz Türkçe]

spot = leke [eski terim - öz Türkçe]

spot = nokta [eski terim - öz Türkçe]

spot = önödemeli [eski terim - öz Türkçe]

spot

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 2187

ad / noun 04 – USA

ad / noun 06 – figurative

ad / noun 07 – zoology

ad / noun 08 – astronomy

ad / noun 12 – billiards

ad / noun 13 – ichthyology

ad / noun 16 – commerce

SPOT = [spot] noun
1 nokta, benek, leke * eşanlamlı : mark, dot, speckle, stain, blot, blemish, flaw
İngilizce örnek : There is a spot of ink on your dress.
Türkçe çevirisi : Elbisende bir mürekkep lekesi var.
İngilizce örnek : We marvelled at the leopard's spots.
Türkçe çevirisi : Leoparın beneklerine hayret ettik.
İngilizce örnek : Our puppy has black spots on his nose.
Türkçe çevirisi : Yavru köpeğimin burnunda siyah noktalar var.
İngilizce örnek : When you get measles you break out in spots.
Türkçe çevirisi : Kızamık olunca lekeler çıkarırsınız.
2 yer * eşanlamlı : place, site, locality, location
İngilizce örnek : Let's go down to the river; it's a really nice spot for a picnic.
Türkçe çevirisi : Irmağın aşağısına doğru gidelim, piknik için gerçekten güzel bir yer.
İngilizce örnek : I have been to Antalya but I don't recollect that particular spot.
Türkçe çevirisi : Antalya’da bulundum ama o (özel) yeri hatırlamıyorum.
¤ verb
1 beneklemek, lekelemek * eşanlamlı : mark, dot, speckle, stain, blot, taint, spatter
2 ayırt etmek, tanımak * eşanlamlı : discern, make out, see, recognize, identify * karşıtanlamlı : miss
İngilizce örnek : Police spotted the wanted man in the crowd.
Türkçe çevirisi : Polis, aranan adamı kalabalıkta tanıdı (teşhis etti).
3 bulmak * eşanlamlı : find
İngilizce örnek : The submarine dived before the enemy aircraft could spot it.
Türkçe çevirisi : Denizaltı, düşman uçaklarının onu bulmasına kalmadan, daldı.
* on the spot = 1 tam vaktinde
2 olay yerinde
İngilizce örnek : Prisoners attempting to escape will be shot on the spot.
Türkçe çevirisi : Kaçmaya çalışan mahkûmlar anında (oracıkta) vurulacaktır.

1: 0 ms