• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

run

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 691

ana kullanım 1

ana kullanım 2

denizcilik

RUN = [ran] verb
ran [ren], run [ran]
1 koşmak * eşanlamlı : race, dash, speed, hurry, hasten, rush
İngilizce örnek : The children are running down the street.
Türkçe çevirisi : Çocuklar caddeden aşağı koşuyor.
İngilizce örnek : I ran after the thief to catch him.
Türkçe çevirisi : Hırsızı yakalamak için peşinden koştum.
İngilizce örnek : We ran about two kilometres.
Türkçe çevirisi : Yaklaşık iki kilometre koştuk.
İngilizce örnek : After running up the stairs, I was quite out of breath.
Türkçe çevirisi : Merdivenlerden yukarı koştuktan sonra, tamamen nefes nefese kaldım.
İngilizce örnek : Some football fans ran onto the pitch fighting and shouting.
Türkçe çevirisi : Kavga yapıp bağırarak (bağırış dalaş) bazı futbol fanatikleri sahaya koştu.
İngilizce örnek : When the rain started, I ran to the nearest shopping centre.
Türkçe çevirisi : Yağmur başlayınca en yakın alışveriş merkezine koştum.
2 işlemek, çalışmak * eşanlamlı : go, move, pass, work, function, operate * karşıtanlamlı : stop
İngilizce örnek : The engine is running at full power.
Türkçe çevirisi : Motor ful kapasite çalışıyor.
İngilizce örnek : This small vacuum cleaner runs on batteries.
Türkçe çevirisi : Bu küçük elektrik süpürgesi pille çalışıyor.
İngilizce örnek : Buses run between the station and the centre.
Türkçe çevirisi : Otobüsler istasyon ve merkez arasında sefer yapar.
İngilizce örnek : My new car runs on diesel.
Türkçe çevirisi : Arabam dizelle çalışıyor.
3 çalıştırmak, işletmek * eşanlamlı : drive, propel, convey, transport
İngilizce örnek : He runs a café in Nişantaşı.
Türkçe çevirisi : Nişantaşı’nda bir kafeterya işletiyor.
İngilizce örnek : His elder brother runs a publishing house.
Türkçe çevirisi : Ağabeyi bir yayınevini yönetiyor.
İngilizce örnek : There is so much competition that running a restaurant successfully is very difficult.
Türkçe çevirisi : O kadar çok rekabet var ki bir restoranı başarılı bir şekilde işletmek çok zordur.
4 akmak; dökülmek * eşanlamlı : flow
İngilizce örnek : The river runs between high mountains.
Türkçe çevirisi : Irmak yüksek dağlar arasında akıyor.
İngilizce örnek : Where does this river run into the sea?
Türkçe çevirisi : Bu ırmak nerede denize dökülüyor?
5 (renk) çıkmak, yayılmak
¤ noun
1 koşma, koşu * eşanlamlı : sprint, race, dash, rush, gallop * karşıtanlamlı : walk
2 oynama/gösterim süresi
3 çorap kaçığı
* run across = -e rastlamak
* run after = peşinden koşmak
İngilizce örnek : The cat ran after the mouse.
Türkçe çevirisi : Kedi farenin peşinden koştu.
İngilizce örnek : Though we all ran after the thief, we could not catch him.
Türkçe çevirisi : Hırsızın peşinden koşmamıza rağmen onu yakalayamadık.
* run away = kaçmak, kaçıp gitmek * eşanlamlı : run off, escape, flee
İngilizce örnek : Seeing a policeman, he turned and ran away.
Türkçe çevirisi : Polisi görünce dönüp kaçtı.
* run away with = 1 alıp götürmek, çalmak, aşırmak
2 birlikte kaçmak
* run sb/sth down = hakkında kötü konuşmak, yermek, eleştirmek * eşanlamlı : criticize, disparage, belittle, defame * karşıtanlamlı : praise
İngilizce örnek : She always runs her husband down.
Türkçe çevirisi : Sürekli kocasını yeriyor.
İngilizce örnek : You shouldn't run down your own country when you're abroad.
Türkçe çevirisi : Yurtdışında iken ülken hakkında kötü konuşmamalısın.
* run into = -e rastlamak * eşanlamlı : encounter, meet
İngilizce örnek : Guess who I ran into at the supermarket!
Türkçe çevirisi : Bil bakalım süpermarkette kime rastladım!
İngilizce örnek : I ran into an old friend of mine today.
Türkçe çevirisi : Bugün eski bir arkadaşıma rastladım.
İngilizce örnek : I hadn't seen Hasan for a long time, but I ran across him in the street yesterday.
Türkçe çevirisi : Hasan’ı uzun süre görmemiştim, ama dün sokakta ona rastladım.
2 çarpmak çarpışmak * eşanlamlı : collide, crash
İngilizce örnek : I had an accident in my car; I ran into a lorry.
Türkçe çevirisi : Arabamla kaza yaptım, bir kamyona çarptım.
İngilizce örnek : He was killed when his car ran into a tree.
Türkçe çevirisi : Arabası bir ağaca çarpınca öldü.
3 girmek, düşmek
İngilizce örnek : The marriage ran into trouble because of his heavy drinking.
Türkçe çevirisi : Aşırı içki içmesi nedeniyle evlilikleri sorun yaşadı (sakata geldi).
* run off = 1 kaçmak
2 akıtmak
3 yayınlamak, basmak
* run off with = çalmak, aşırmak
İngilizce örnek : While he was bathing someone ran off with his clothes.
Türkçe çevirisi : Birisi elbiselerini çaldığı zaman o yüzüyordu. (O yüzerken birisi elbiselerini çaldı.)
* run on = 1 devam etmek, sürmek
2 (zaman) geçmek
* run out (of) = tükenmek, bitmek; -i tüketmek, bitirmek, -siz kalmak * eşanlamlı : use up, finish, terminate, exhaust, consume
İngilizce örnek : We've run out of aspirins.
Türkçe çevirisi : Aspirinimiz kalmadı.
İngilizce örnek : So many guests came that we ran out of food.
Türkçe çevirisi : O kadar çok konuk geldi ki yiyeceğimiz tükendi.
İngilizce örnek : The aircraft will run out of fuel in another hour.
Türkçe çevirisi : Bir saat sonra uçağın yakıtı bitecek.
İngilizce örnek : The explorers returned because they had run out of food.
Türkçe çevirisi : Kâşifler geri döndü çünkü onların yiyecekleri bitmişti.
* run over = 1 çiğnemek, ezmek
İngilizce örnek : Her dog has been run over by a car.
Türkçe çevirisi : Köpeği bir araba tarafından çiğnendi.
2 göz gezdirmek
İngilizce örnek : Let's run over the plan once more.
Türkçe çevirisi : Plana bir kez daha göz gezdirelim.
* run through sth = gözden geçirmek, değinmek
İngilizce örnek : Let's run through the details.
Türkçe çevirisi : Ayrıntıları gözden geçirelim.

RUN = nasıl okunur, okunuşu /ran/ eylem [past tense : ran, past participle : run, -ing : running]

1: 0 ms