• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

run

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 691

ana kullanım 1

01. koşmak 02. çabuk gitmek 03. çabuk yürümek 04. seğirtmek 05. koşturmak 06. yarıştırmak 07. çalıştırmak 08. sefer yapmak 09. işletmek 10. çalışmak 11. işlemek 12. akıtmak 13. dökmek 14. gidip gelmek 15. yarışa katılmak 16. kalkmak 17. yarışmak 18. aday olmak 19. dökülmek 20. erimek 21. yayılmak 22. yayınlamak 23. bastırmak 24. kaçakçılık yapmak 25. uzanmak 26. gümrükten kaçırmak 27. sürmek 28. devam etmek 29. gitmek 30. kullanmak 31. götürmek 32. kaçakçılığı yapmak 33. yönetmek 34. idare etmek 35. yürürlükte olmak 36. geçmek 37. geçerli olmak 38. adaylığını koymak 39. sökülmek 40. kaçmak 41. yazılmak 42. söylenmek 43. denilmek 44. geçip gitmek 45. akmak 46. dolaşmak 47. yarıp geçmek 48. gezdirmek 49. dolaştırmak 50. acele etmek 51. açık olmak 52. akın etmek 53. akıp durmak 54. arıtmak 55. arkadaşlık etmek 56. art arda gelmek 57. başarmak 58. basmak 59. boy ölçüşmek 60. burnu akmak 61. çabucak gezinmek 62. çabucak yapmak 63. çabucak yayılmak 64. çapmak 65. çarptırmak 66. çekip çevirmek 67. çekmek 68. cerahat akmak 69. çıkarmak 70. çıkmak 71. çizmek 72. çorap kaçmak 73. çözülmek 74. dalgalanmak 75. damlamak 76. devam ettirmek 77. döndürmek 78. dönmek 79. dörtnala gitmek 80. duyurmak 81. düzenlemek 82. eğiliminde olmak 83. ergimek 84. göç etmek 85. gösterimde tutmak 86. icra etmek 87. irin akmak 88. kabarmak 89. kaçırmak 90. katetmek 91. katılmak 92. kaydırmak 93. kırmak 94. koşulmak 95. küçük ırmak 96. meyletmek 97. nakletmek 98. neşretmek 99. önüne katmak 100. otlağa götürmek 101. oynatmayı sürdürmek 102. sayı kaydetmek 103. seyirtmek 104. sıvışmak 105. su ile doldurmak 106. süzülmek 107. tabanları kaldırmak 108. tamim etmek 109. taramak 110. tasfiye etmek 111. terke zorlamak 112. uçuşmak 113. uzamak 114. uzatmak 115. varmak 116. yapmak 117. yarışa sürmek 118. yarmak 119. yayımlamak 120. yaymak 121. yeterli olmak 122. yetmek 123. yortmak 124. düzenli sefer yapmak 125. aday göstermek 126. cerahatlenmek 127. değişiklik göstermek 128. değişmek 129. hüküm ifade etmek 130. irinlenmek 131. kontrolden çıkmak 132. kovalamak 133. takip etmek 134. yuvarlanmak 135. acele ile yapmak 136. afişte kalmak 137. akıldan çıkmamak 138. aşk etmek 139. batırmak 140. bindirmek 141. boyca vs değişmek 142. çabucak gezdirmek 143. çarpmak 144. cerahat toplamak 145. cılklaşmak 146. çırpıştırmak 147. devitmek 148. dikmek 149. -e aday olmak 150. -e adaylığını koymak 151. -e baliğ olmak 152. -e varmak 153. eritip dökmek 154. eritmek 155. eriyip akmak 156. geçirmek 157. girmek 158. hep bir arada bankadan para istemek 159. -ı bulmak 160. ifade etmek 161. izlemek 162. kaçakçılığını yapmak 163. kaçamak 164. kalıba dökmek 165. karaya oturtmak 166. karşılaşmak 167. kavgimak 168. kopmak 169. koşarak geçmek 170. nezaret etmek 171. olmak 172. otlatmak 173. oynatmak 174. rule yapmak 175. saplamak 176. sarılarak büyümek 177. sevk etmek 178. sızmak 179. sürekli olarak oynamak 180. sürü halinde gitmek 181. tabanları yağlamak 182. takibetmek 183. taşımak 184. tekrar akla gelmek 185. tırmanmak 186. uzayıp gitmek 187. yürütmek

ana kullanım 2

01. seğirtme 02. bankadan toptan para çekme isteği 03. koşma 04. koşu 05. yarış 06. gidilen ya da koşulan mesafe 07. yolculuk 08. balık sürüsü 09. akış 10. seyir 11. cereyan 12. istek 13. rağbet 14. serbestçe kullanma ya da dolaşma 15. çeşit 16. sınıf 17. art arda geliş 18. devam 19. çay 20. dere 21. kaçan yer 22. ağız 23. akın 24. akma 25. araç ile dolaşma 26. benzer olaylar dizisi 27. çalışma 28. çalışma süresi 29. cins 30. çorap kaçığı 31. debi 32. değirmen taşları seti 33. düzenli yolculuk 34. ekseriyet 35. furya 36. geçir 37. görev süresi 38. hizmet 39. hücum 40. işletme verimi 41. kaçık 42. kaçma 43. kayma 44. kayma yokuşu 45. kayma yolu 46. kıç kuruzu 47. koşuş 48. kramayer 49. mansap 50. moda 51. müddet 52. nevi 53. oluk 54. parti 55. pupa seyri 56. rota 57. serbestçe kullanma 58. servis 59. sevk rayı 60. silsile 61. sıra 62. sürü halinde göç 63. toplu talep 64. tür 65. üşüşme 66. yiv 67. yol 68. yürürlük 69. zincir 70. otlak 71. mera 72. çalıştırma 73. iniş 74. kıç kuruz 75. motorun çalışması 76. pasaj 77. afişte kalma 78. dörtnal 79. gösterim süresi 80. hat 81. hedefe yaklaşma 82. hücum adımı 83. istem 84. nağmeleme 85. sayı 86. seri 87. sesgeçidi 88. sürekli oynama 89. taksileme pisti 90. talep 91. tur 92. üretim hacmi 93. akan su miktarı 94. akış süresi 95. balık akını 96. başla 97. başlatma 98. besleme uzaklığı 99. bir uçak, otobüs veye trenin normal rotası 100. çalıştır 101. çalıştırılacak 102. çoğunluk 103. corum 104. damar 105. deneme 106. devam süresi 107. dönem 108. dönü 109. eğilim 110. fiyatça 111. geçiş 112. gelişme 113. gezinme yeri 114. gezinti 115. gidişat 116. gösterim 117. ilerleme 118. ilerleme uzaklığı 119. kaçak 120. karık boyu 121. kısa gezi 122. kümes bahçesi 123. kuruz 124. maden damarı 125. marş marş 126. mayın tarama seferi 127. oynama sayısı 128. oyunun afişte kalma süresi 129. posta 130. sefer 131. süre 132. sürü 133. sürü halinde gitme 134. tam sefer 135. tehacüm 136. tekrar 137. uzun süre devam eden temsil ya da yayın 138. verim

denizcilik

01. kıçkruz

hekimlik

01. sürdürme 02. yürütme

teknik

01. ilmek kaçması

RUN = [ran] verb
ran [ren], run [ran]
1 koşmak * eşanlamlı : race, dash, speed, hurry, hasten, rush
İngilizce örnek : The children are running down the street.
Türkçe çevirisi : Çocuklar caddeden aşağı koşuyor.
İngilizce örnek : I ran after the thief to catch him.
Türkçe çevirisi : Hırsızı yakalamak için peşinden koştum.
İngilizce örnek : We ran about two kilometres.
Türkçe çevirisi : Yaklaşık iki kilometre koştuk.
İngilizce örnek : After running up the stairs, I was quite out of breath.
Türkçe çevirisi : Merdivenlerden yukarı koştuktan sonra, tamamen nefes nefese kaldım.
İngilizce örnek : Some football fans ran onto the pitch fighting and shouting.
Türkçe çevirisi : Kavga yapıp bağırarak (bağırış dalaş) bazı futbol fanatikleri sahaya koştu.
İngilizce örnek : When the rain started, I ran to the nearest shopping centre.
Türkçe çevirisi : Yağmur başlayınca en yakın alışveriş merkezine koştum.
2 işlemek, çalışmak * eşanlamlı : go, move, pass, work, function, operate * karşıtanlamlı : stop
İngilizce örnek : The engine is running at full power.
Türkçe çevirisi : Motor ful kapasite çalışıyor.
İngilizce örnek : This small vacuum cleaner runs on batteries.
Türkçe çevirisi : Bu küçük elektrik süpürgesi pille çalışıyor.
İngilizce örnek : Buses run between the station and the centre.
Türkçe çevirisi : Otobüsler istasyon ve merkez arasında sefer yapar.
İngilizce örnek : My new car runs on diesel.
Türkçe çevirisi : Arabam dizelle çalışıyor.
3 çalıştırmak, işletmek * eşanlamlı : drive, propel, convey, transport
İngilizce örnek : He runs a café in Nişantaşı.
Türkçe çevirisi : Nişantaşı’nda bir kafeterya işletiyor.
İngilizce örnek : His elder brother runs a publishing house.
Türkçe çevirisi : Ağabeyi bir yayınevini yönetiyor.
İngilizce örnek : There is so much competition that running a restaurant successfully is very difficult.
Türkçe çevirisi : O kadar çok rekabet var ki bir restoranı başarılı bir şekilde işletmek çok zordur.
4 akmak; dökülmek * eşanlamlı : flow
İngilizce örnek : The river runs between high mountains.
Türkçe çevirisi : Irmak yüksek dağlar arasında akıyor.
İngilizce örnek : Where does this river run into the sea?
Türkçe çevirisi : Bu ırmak nerede denize dökülüyor?
5 (renk) çıkmak, yayılmak
¤ noun
1 koşma, koşu * eşanlamlı : sprint, race, dash, rush, gallop * karşıtanlamlı : walk
2 oynama/gösterim süresi
3 çorap kaçığı
* run across = -e rastlamak
* run after = peşinden koşmak
İngilizce örnek : The cat ran after the mouse.
Türkçe çevirisi : Kedi farenin peşinden koştu.
İngilizce örnek : Though we all ran after the thief, we could not catch him.
Türkçe çevirisi : Hırsızın peşinden koşmamıza rağmen onu yakalayamadık.
* run away = kaçmak, kaçıp gitmek * eşanlamlı : run off, escape, flee
İngilizce örnek : Seeing a policeman, he turned and ran away.
Türkçe çevirisi : Polisi görünce dönüp kaçtı.
* run away with = 1 alıp götürmek, çalmak, aşırmak
2 birlikte kaçmak
* run sb/sth down = hakkında kötü konuşmak, yermek, eleştirmek * eşanlamlı : criticize, disparage, belittle, defame * karşıtanlamlı : praise
İngilizce örnek : She always runs her husband down.
Türkçe çevirisi : Sürekli kocasını yeriyor.
İngilizce örnek : You shouldn't run down your own country when you're abroad.
Türkçe çevirisi : Yurtdışında iken ülken hakkında kötü konuşmamalısın.
* run into = -e rastlamak * eşanlamlı : encounter, meet
İngilizce örnek : Guess who I ran into at the supermarket!
Türkçe çevirisi : Bil bakalım süpermarkette kime rastladım!
İngilizce örnek : I ran into an old friend of mine today.
Türkçe çevirisi : Bugün eski bir arkadaşıma rastladım.
İngilizce örnek : I hadn't seen Hasan for a long time, but I ran across him in the street yesterday.
Türkçe çevirisi : Hasan’ı uzun süre görmemiştim, ama dün sokakta ona rastladım.
2 çarpmak çarpışmak * eşanlamlı : collide, crash
İngilizce örnek : I had an accident in my car; I ran into a lorry.
Türkçe çevirisi : Arabamla kaza yaptım, bir kamyona çarptım.
İngilizce örnek : He was killed when his car ran into a tree.
Türkçe çevirisi : Arabası bir ağaca çarpınca öldü.
3 girmek, düşmek
İngilizce örnek : The marriage ran into trouble because of his heavy drinking.
Türkçe çevirisi : Aşırı içki içmesi nedeniyle evlilikleri sorun yaşadı (sakata geldi).
* run off = 1 kaçmak
2 akıtmak
3 yayınlamak, basmak
* run off with = çalmak, aşırmak
İngilizce örnek : While he was bathing someone ran off with his clothes.
Türkçe çevirisi : Birisi elbiselerini çaldığı zaman o yüzüyordu. (O yüzerken birisi elbiselerini çaldı.)
* run on = 1 devam etmek, sürmek
2 (zaman) geçmek
* run out (of) = tükenmek, bitmek; -i tüketmek, bitirmek, -siz kalmak * eşanlamlı : use up, finish, terminate, exhaust, consume
İngilizce örnek : We've run out of aspirins.
Türkçe çevirisi : Aspirinimiz kalmadı.
İngilizce örnek : So many guests came that we ran out of food.
Türkçe çevirisi : O kadar çok konuk geldi ki yiyeceğimiz tükendi.
İngilizce örnek : The aircraft will run out of fuel in another hour.
Türkçe çevirisi : Bir saat sonra uçağın yakıtı bitecek.
İngilizce örnek : The explorers returned because they had run out of food.
Türkçe çevirisi : Kâşifler geri döndü çünkü onların yiyecekleri bitmişti.
* run over = 1 çiğnemek, ezmek
İngilizce örnek : Her dog has been run over by a car.
Türkçe çevirisi : Köpeği bir araba tarafından çiğnendi.
2 göz gezdirmek
İngilizce örnek : Let's run over the plan once more.
Türkçe çevirisi : Plana bir kez daha göz gezdirelim.
* run through sth = gözden geçirmek, değinmek
İngilizce örnek : Let's run through the details.
Türkçe çevirisi : Ayrıntıları gözden geçirelim.

1: 0 ms