• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

line

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 274

ad / noun 03

ad / noun 04 – fishing

ad / noun 06

ad / noun 07

ad / noun 11 – poetry

ad / noun 12 – geometry

ad / noun 13 – technical

ad / noun 15 – theatre

ad / noun 19 – military

ad / noun 20 – military

ad / noun 21 – military

ad / noun 22 – military

ad / noun 23 – insurance

ad / noun 23– insurance

ad / noun 38 – painting

eylem / verb 09

LINE = [layn] noun
1 çizgi, hat, yol * eşanlamlı : mark, stripe, strip
İngilizce örnek : The line is straight.
Türkçe çevirisi : Çizgi düzdür.
İngilizce örnek : He succeeded in reaching the finishing line.
Türkçe çevirisi : Varış çizgisine ulaşmayı başardı.
İngilizce örnek : Please don’t write anything below this line.
Türkçe çevirisi : Lütfen bu çizginin altına herhangi bir şey yazmayın.
2 dizi, sıra; kuyruk * eşanlamlı : row, rank, file, array, sequence, series
İngilizce örnek : The children were in line for lunch.
Türkçe çevirisi : Çocuklar (öğrenciler) öğle yemeği için kuyrukta idi.
3 ip, sicim * eşanlamlı : string, rope, cord, thread
İngilizce örnek : When the sun came out, she hung the washing on the line.
Türkçe çevirisi : Güneş çıkınca çamaşırları ipe astı.
4 (telefon, elektrik vb.) hat * eşanlamlı : wire, cable
İngilizce örnek : The telegraph line was broken by the heavy snow.
Türkçe çevirisi : Telgraf hattı yoğun kar tarafından koparılmıştı.
İngilizce örnek : The line suddenly went dead when I was talking on the phone.
Türkçe çevirisi : Telefonda konuşurken hat birden gitti.
İngilizce örnek : Mr Brown, your wife is on the other line.
Türkçe çevirisi : Bay Brown, karınız diğer hatta.
5 olta
İngilizce örnek : The fish dangled at the end of his line.
Türkçe çevirisi : Balık oltanın ucunda sallanıyordu.
6 satır, dize
İngilizce örnek : He underlined a line in the text.
Türkçe çevirisi : Metinde bir satırın altını çizdi.
7 mısra
İngilizce örnek : He read a line from the poem.
Türkçe çevirisi : Şiirden bir mısra okudu.
¤ verb
1 (with) içini kaplamak, astarlamak
2 dizmek, sıralamak
* draw the line (at) = çizgi çekmek
* Hold the line, please! = (telefonda) Ayrılmayın, lütfen!
* in line with = ile bağıntılı, bağdaşık
* line up = 1 sıraya girmek
İngilizce örnek : We always line up to buy tickets.
Türkçe çevirisi : Bilet almak için her zaman sıraya gireriz.
2 sıraya dizmek * eşanlamlı : align, range, arrange, array

LINE = nasıl okunur, okunuşu /layn/ isim

1: 0 ms