• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

lead

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 749

ana kullanım 1

01. götürmek 02. rehberlik etmek 03. ulaştırmak 04. inandırmak 05. yönetmek 06. liderlik etmek 07. idare etmek 08. yol göstermek 09. önde olmak 10. başta gitmek 11. sürmek 12. başı çekmek 13. başında gelmek 14. başını çekmek 15. başkanlık etmek 16. başta gelmek 17. başta olmak 18. çekmek 19. çıkmak 20. döşemek 21. gitmek 22. kösemenlik etmek 23. kurşunla çerçevelemek 24. kurşunla kaplamak 25. neden olmak 26. ön ayak olmak 27. önde gitmek 28. önderlik etmek 29. sebeb olmak 30. tesir etmek 31. varmak 32. aşk etmek 33. başı olmak 34. başında gitmek 35. başında olmak 36. başlamak 37. başlatmak 38. eliyle tutup götürmek 39. etkilemek 40. etkisi altında bırakmak 41. -ın başı olmak 42. iskandil etmek 43. kılavuzluk etmek 44. komuta etmek 45. kurşun kaplamak 46. kurşunlamak 47. meşale çekmek 48. öncülük etmek 49. sevk etmek 50. sürdürmek 51. sürdürtmek 52. yaşamak 53. yaşatmak 54. yedmek 55. yönlendirmek

ana kullanım 2

01. kılavuzluk 02. öncülük 03. rehberlik 04. başrol 05. önde gelme 06. ipucu 07. delil 08. kalem kurşunu 09. grafit 10. anterlit 11. tasma kayışı 12. ara kablosu 13. iskandil 14. avantaj 15. bağlamateli 16. başrol oyuncusu 17. hat 18. ideal 19. ileride olma 20. ilk açılan kâğıt 21. kâğıt oyunu 22. köpek zinciri 23. kurşun madeni 24. liderlik 25. olası müşteri 26. önderlik 27. oyunda başlama hakkı 28. tel 29. anterlin 30. ara 31. bağlantı kablosu 32. baş 33. baş rolü oynayan aktör 34. birincilik 35. el 36. frafit 37. ilk oynama hakkı 38. kablo 39. kalem ucu 40. kılavuz 41. köpek kayışı 42. kurşundan yapılmış 43. mermi 44. mesafe 45. müşteri yaratma 46. ön 47. öncelik 48. önde bulunma 49. önde olma 50. önder 51. örnek 52. öteleme 53. rehber 54. saçma 55. tasma 56. tiyatroda baş rol 57. yular

askeri

01. önleme mesafesi

basın

01. antenin 02. antenin atmak 03. giriş 04. satır aralamak

baskı

01. anterlin 02. enterlin 03. satır 04. satır aralarını anterlin ile açmak

bilişim

01. bacak 02. bağlantı ucu

biyoloji

01. ağırlık 02. batırıcı 03. iskandil kurşunu 04. kılavuz

boks

01. vurmak

curling

01. öncü. birinci. ilk iki atışı yapan oyuncu

denizcilik

01. iskandil ağırlığı

elektrik

01. bağlantı kablosu 02. bacak 03. tel 04. transistor bacağı

fizik

01. liderlik

havacılık

01. ilerletmek 02. kurşun katmak 03.

hekimlik

01. derivasyon

inşaat

01. ara kablo 02. elektrik bağlantı teli 03. aralık 04. çağrı

iskambil

01. açmak 02. ilk oynama hakkı 03. kartlarını açmak

iş dünyası

01. sürmek 02. potansiyel müşteri

mimarlık

01. kurşun kaplamak 02. kurşun mühür takmak 03. kurşunkalem ucu 04. mühürlemek

müzik

01. başlangıç 02. giriş

oto

01. adım 02. kablo 03. liderlik etme 04.

silah

01. önleme

sinema

01. filmin ucu 02. baş rol 03. kılavuz

spor

01. önde olmak 02. birinci gelmek 03. önde olma 04. karşılaşma veya yarışta önde olmak

tarım

01. kurşundan

teknik

01. kurşun 02. besleme 03. iletken 04. kablo damarı 05. araç ara mesafesi 06. kutup 07. sarmal eksen boyu

tekstil

01. aşırı besleme 02. avans

tiyatro

01. başoyuncu 02. iletme teli 03. yıldız oyuncu

turizm

01. başında olmak 02. çıkmak 03. götürmek 04. grafit 05. kablo 06. kılavuzluk etmek 07. köpek kayışı 08. neden olmak 09. tel 10. yaşamak 11. yol açmak

LEAD 1 = [led] noun
1 kurşun
İngilizce örnek : Lead is heavy.
Türkçe çevirisi : Kurşun ağır olur.
İngilizce örnek : The pipe is made of lead.
Türkçe çevirisi : Boru kurşundandır.
2 kalem kurşunu, grafit
İngilizce örnek : The pencil lead broke as I was writing.
Türkçe çevirisi : Yazı yazarken kalemin kurşunu kırıldı.
3 anterlin

LEAD 2 = [li: d] verb
led [led]
1 götürmek, yol göstermek * eşanlamlı : guide, conduct, escort, usher, steer
İngilizce örnek : I don't know the way, will you please lead?
Türkçe çevirisi : Yolu bilmiyorum, lütfen yolu gösterir misiniz?
2 (kafile, sürü) başını çekmek, başta olmak
İngilizce örnek : A green hearse led the funeral procession.
Türkçe çevirisi : Yeşil bir cenaze arabası cenaze kafilesinin başında idi.
2 komuta etmek, yönetmek * eşanlamlı : rule, govern, command, direct
İngilizce örnek : Şenol Güneş led his team to victory.
Türkçe çevirisi : Şenol Güneş takımını zafere götürdü.
3 sürmek, yaşamak * eşanlamlı : spend, live
İngilizce örnek : She leads a comfortable life.
Türkçe çevirisi : Rahat bir yaşam sürüyor.
* lead to = -e yol açmak, neden olmak
İngilizce örnek : What were his remarks that led to the riot?
Türkçe çevirisi : Onun ayaklanmaya yol açan sözleri neydi?
* lead up to = sözü belli bir noktaya getirmek
¤ noun
1 öncülük, başı çekme; önde olma
İngilizce örnek : Turkey has a 1-0 lead.
Türkçe çevirisi : Türkiye 1-0 önde.
2 ara, mesafe
3 tasma (kayışı/zinciri)
4 elektrik kablosu, tel * eşanlamlı : cord
5 ipucu
İngilizce örnek : The detective has discovered an important lead.
Türkçe çevirisi : Detektif önemli bir ipucu keşfetti.
6 başrol * eşanlamlı : lead role
İngilizce örnek : Şener Şen is playing the lead in the new film.
Türkçe çevirisi : Şener Şen, yeni filmde başrölü oynuyor.

1: 0 ms