• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

keep

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 480

ana kullanım 1

01. almak 02. saklamak 03. -de kalmak 04. bulundurmak 05. elde tutmak 06. tutmak 07. devam etmek 08. sürdürmek 09. korumak 10. bakmak 11. geçindirmek 12. alıkoymak 13. geciktirmek 14. engellemek 15. yerine getirmek 16. yemek 17. bakımını sağlamak 18. barındırmak 19. beslemek 20. durmak 21. elinde bulundurmak 22. geçimini sağlamak 23. göz kulak olmak 24. ilgilenmek 25. işletmek 26. itaat etmek 27. kalmak 28. misafir etmek 29. muhafaza etmek 30. uymak 31. vaktini almak 32. yazmak 33. yürütmek 34. açık olmak 35. atmamak 36. bırakmamak 37. boyuna -mak 38. bozulmamak 39. çekip çevirmek 40. dayanmak 41. ders olmak 42. devam ettirmek 43. -e sadık kalmak 44. engel olmak 45. himaye etmek 46. hizmetinde bulundurmak 47. kapatmak 48. kendine saklamak 49. kendini almak 50. kendini tutmak 51. kutlamak 52. önlemek 53. riayet etmek 54. sağlamak 55. savunmak 56. söylememek 57. temelli almak 58. vermemek 59. yetiştirmek 60. yönetmek 61. zapt etmek

ana kullanım 2

01. geçim 02. yiyecek 03. boğaz 04. kale 05. erzak 06. iaşe 07. kale zindanı 08. konut 09. koruma 10. masraf 11. mesken 12. bakım 13. iç kale 14. içkale

bilişim

01. koru 02. sakla

iş dünyası

01. sahibi olmak 02. bulundurmak 03. himaye

mimarlık

01. burç 02. kale burcu 03. kule

KEEP = [ki: p] verb
kept [kept]
1 tutmak, alıkoymak; korumak, saklamak; bulundurmak * eşanlamlı : hold, retain, maintain, withhold, protect, guard, store, deposit, save
İngilizce örnek : He used a chair to keep the door open.
Türkçe çevirisi : Kapıyı açık tutmak için bir sandalye kullandı.
İngilizce örnek : We mustn't keep medicines where children can get them.
Türkçe çevirisi : İlaçları çocukların ulaşabileceği bir yerde muhafaza etmemeliyiz.
İngilizce örnek : He likes to keep his phone in his pocket.
Türkçe çevirisi : Telefonunu cepinde tutmaktan hoşlanıyor.
İngilizce örnek : Keep a cover over your printer when you are not using it.
Türkçe çevirisi : Yazıcını kullanmadığın zaman üzerinde bir örtü bulundur.
İngilizce örnek : She keeps her daughter’s photograph in her wallet.
Türkçe çevirisi : Kızının resmini cüzdanında saklar.
İngilizce örnek : He kept the old computer, thinking he might need it some day.
Türkçe çevirisi : Bir gün ihtiyaç duyabilirim diye eski bilgisayarını muhafaza ediyor.
İngilizce örnek : Put a piece of paper under the table leg to keep it steady.
Türkçe çevirisi : Sabit tutmak (sallanmaması) için masanın ayağının altına bir kâğıt parçası koy.
İngilizce örnek : He was kept in prison for three years.
Türkçe çevirisi : Üç yıl hapiste tutuldu.
İngilizce örnek : We keep our dog in the backyard.
Türkçe çevirisi : Köpeğimizi arka bahçede tutarız.
İngilizce örnek : I don't keep much cash in the shop.
Türkçe çevirisi : Dükkânda fazla nakit para bulundurmam.
2 kalmak, durmak * eşanlamlı : stay, remain
İngilizce örnek : She is wearing a coat to keep warm.
Türkçe çevirisi : Sıcak kalmak için bir ceket giyiyor.
İngilizce örnek : Keep calm, everything will be all right.
Türkçe çevirisi : Sakin ol, her şey yoluna girecek.
3 (doing sth) sürdürmek, devam etmek
İngilizce örnek : He keeps telling me how much he loves her.
Türkçe çevirisi : Sürekli olarak ona onu ne kadar sevdiğini söylüyor.
İngilizce örnek : Instead of helping me he kept bothering me.
Türkçe çevirisi : Bana yardım edecek yerde sürekli beni rahatsız etti.
4 yerine getirmek * eşanlamlı : carry on, keep on
İngilizce örnek : You must keep your promise.
Türkçe çevirisi : Sözünü tutmalısın.
5 geçindirmek, bakmak * eşanlamlı : maintain, sustain, provide for, subsidize
İngilizce örnek : He doesn't earn enough to keep his family.
Türkçe çevirisi : Ailesini geçindirecek kadar para kazanmıyor.
6 (yiyecek) dayanmak, tazeliğini korumak
İngilizce örnek : I don't think this meat will keep till the weekend.
Türkçe çevirisi : Bence bu et hafta sonuna kadar dayanmaz.
İngilizce örnek : Milk will keep for several days in a fridge.
Türkçe çevirisi : Süt, buzdolabında birkaç gün tazeliğini korur.
7 beslemek, bakmak
İngilizce örnek : They keep chickens.
Türkçe çevirisi : Tavuk besliyorlar. (Onların tavukları var.)
8 yönetmek; işletmek
9 engel olmak * eşanlamlı : detain, retard, prevent, hinder, keep back
¤ noun
1 yiyecek, yemek * eşanlamlı : maintenance, subsistence
2 kale * eşanlamlı : castle, fort, dungeon
* keep away = uzak tutmak, uzak durmak
İngilizce örnek : Keep away from the angry crowd.
Türkçe çevirisi : Öfkeli kalabalıktan uzak dur.
İngilizce örnek : An apple a day keeps the doctor away.
Türkçe çevirisi : Günde bir elma doktoru (evden) uzak tutar.
* keep back = söylememek, vermemek
* keep down = 1 kontrol altına almak
2 baskı altında tutmak
* keep in with = ile dost kalmak
* keep off = -den uzak durmak
İngilizce örnek : Please keep off the grass.
Türkçe çevirisi : Lütfen çimenlerden uzak durun.
İngilizce örnek : We must keep off that subject.
Türkçe çevirisi : O konudan uzak durmalıyız.
İngilizce örnek : Let's keep off politics as a subject.
Türkçe çevirisi : Konu olarak politikaya girmeyelim.
* keep on = 1 -e devam etmek, sürdürmek
İngilizce örnek : My wife kept on talking even after I asked her to stop.
Türkçe çevirisi : Karım, (konuşmayı) bırakmasını istememden sonra bile konuşmaya devam etti.
2 elden çıkarmamak
* keep out = 1 girmemek, uzak durmak
İngilizce örnek : He told the children to keep out of his yard.
Türkçe çevirisi : Çocuklara bahçesine girmemelerini söyledi.
2 sokmamak, uzak tutmak
İngilizce örnek : We must build a fence to keep out the wild animals.
Türkçe çevirisi : Yabani hayvanları sokmamak için bir çit yapmalıyız.
* keep to = bağlı kalmak, sadık olmak
* keep up = 1 ayakta tutmak
2 bakımını sağlamak
3 sürdürmek
İngilizce örnek : Well done! Keep up the good work!
Türkçe çevirisi : Bravo! İyi işe (güzel çalışmaya) devam!
İngilizce örnek : He won't be able to keep up that speed.
Türkçe çevirisi : Bu hızı (tempoyu) sürdüremeyeceksin.
* keep up with = 1 ayak uydurmak, geri kalmamak, yetişmek
İngilizce örnek : I can't keep up with the class.
Türkçe çevirisi : Sınıfa ayak uyduramıyorum.
İngilizce örnek : Don't walk so fast! I can't keep up with you.
Türkçe çevirisi : O kadar hızlı yürüme! Sana yetişemiyorum.
2 haberdar olmak, yakından izlemek
İngilizce örnek : He reads the local paper to keep up with all the local news.
Türkçe çevirisi : Bütün yerel haberlerden haberdar olmak için yerel gazeteyi okuyor.

1: 0 ms