• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

hold

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 772

ana kullanım 1

01. tutmak 02. tutturmak 03. geride tutmak 04. tertip etmek 05. kontrol altına almak 06. içine almak 07. almak 08. sahip olmak 09. elinde tutmak 10. devam ettirmek 11. oluşturmak 12. taşımak 13. yapmak 14. belli bir durumda tutmak 15. belli bir pozisyonda tutmak 16. saymak 17. farz etmek 18. inanmak 19. sürmek 20. devam etmek 21. tutamak 22. ayakta kalmak 23. bağlamak 24. bağlı kalmak 25. beslemek 26. bırakmamak 27. davranmak 28. dayanıklılık göstermek 29. dikkat çekmek 30. direnmek 31. düşünmek 32. duymak 33. düzenlemek 34. elde bulundurmak 35. elde tutmak 36. elinde bulundurmak 37. elinden tutmak 38. engel olmak 39. engellemek 40. gitmek 41. gözaltında tutmak 42. hareket etmek 43. içermek 44. içinde barındırmak 45. içine sığmak 46. iddia etmek 47. ihtiva etmek 48. ileri sürmek 49. ilgi toplamak 50. istiap etmek 51. iyi gitmek 52. kapamak 53. kararlaştırmak 54. kesin hükme bağlamak 55. mâni olmak 56. menetmek 57. olmak 58. uzak tutmak 59. yakalamak 60. yaver gitmek 61. yerine getirmek 62. zannetmek 63. zapt etmek 64. korumak 65. uzatma işareti koymak 66. uzatmak 67. akdetmek 68. alıkoymak 69. barındırmak 70. basılı tutmak 71. baskı altında tutmak 72. bekletmek 73. caymamak 74. çekmek 75. dayamak 76. dayanmak 77. durdurmak 78. durmak 79. düşmesine mâni olmak 80. -e bağlı kalmak 81. -e desteklik etmek 82. -e sadık kalmak 83. el koymak 84. geçerli olmak 85. gözaltına almak 86. hakkı olmak 87. içinde ... olmak 88. içinde bulundurmak 89. içine sığdırmak 90. icra etmek 91. işgal etmek 92. kabul etmek 93. kaldırmak 94. karara bağlamak 95. kavramak 96. kopmamak 97. mevcut durumu muhafaza etmek 98. muhafaza etmek 99. rakip takımı veya oyuncuyu beklenen oyunundan daha kötü oynar duruma getirmek 100. sadık kalmak 101. salıvermemek 102. savunmak 103. telakki etmek 104. telefonu kapatmayıp beklemek 105. tespit etmek 106. tıkamak 107. tutuşmak 108. uhdesinde bulundurmak 109. vermek 110. yapışmak

ana kullanım 2

01. hüküm 02. tutma 03. tutuş 04. elde tutma 05. bekletme 06. tutunacak yer 07. gemi ambarı 08. ambar 09. ara verme 10. bırakma 11. egemenlik 12. gemi ambar 13. hapishane 14. ihtiva 15. kesinleşmemiş durum 16. kesme 17. meşgul etme 18. nüfuz 19. otorite 20. dur 21. duralama 22. iyi çekim 23. yakalama 24. yük bölümü 25. ara 26. cezaevi 27. dayanak noktası 28. doğru 29. durak işareti 30. dur-bekle 31. durdurma 32. durma 33. etki 34. gemi anbarı 35. hücre 36. kabza 37. künde 38. okçunun yayını gerip nişan almak için geçirdiği süre 39. taç 40. tut 41. tutma, tutuş 42. tutucu 43. tutunma 44. uçak ambarı 45. yürürlükte

denizcilik

01. ambar

HOLD = [hould] verb
held [held]
1 tutmak * eşanlamlı : grasp, clasp, grip, clutch
İngilizce örnek : She is holding a phone in her hand.
Türkçe çevirisi : Elinde bir telefon tutuyor.
İngilizce örnek : She was holding her baby in her arms.
Türkçe çevirisi : Bebeğini kollarında (kucağında) tutuyordu.
2 düzenlemek
İngilizce örnek : I went to a rock concert held in a large football stadium.
Türkçe çevirisi : Büyük bir futbol stadyumunda düzenlenen bir rak konserine gittim.
İngilizce örnek : The conference was held in Istanbul.
Türkçe çevirisi : Toplantı İstanbul’da düzenlendi.
İngilizce örnek : The Olympics are held every four years.
Türkçe çevirisi : Olimpiyatlar her dört yılda bir düzenlenir.
3 içine almak * eşanlamlı : contain
İngilizce örnek : This new plane will hold about 800 passengers.
Türkçe çevirisi : Bu yeni uçak aşağı yukarı 800 kişi alır.
İngilizce örnek : The hall holds up to 400 guests.
Türkçe çevirisi : Salon 400’e kadar konuk alır.
4 elinde tutmak * eşanlamlı : have, keep, retain
İngilizce örnek : I hold a Turkish passport.
Türkçe çevirisi : Türk pasaportum var.
İngilizce örnek : Who holds the copyright for the book?
Türkçe çevirisi : Kitabın telif hakkını kim elinde tutuyor?
5 tutturmak * eşanlamlı : stick, adhere
6 işgal etmek * eşanlamlı : seize, occupy
7 inanmak, saymak * eşanlamlı : believe, consider, regard
¤ noun
1 tutma, tutuş * eşanlamlı : grip, grasp, clasp
İngilizce örnek : Keep a tight hold of the suitcase, I don't want it stolen.
Türkçe çevirisi : Bavulu sımsıkı tut, onun çalınmasını istemiyorum.
2 tutunacak yer
3 nüfuz, etki * eşanlamlı : influence, control, power, mastery
İngilizce örnek : Religion is losing its hold on people.
Türkçe çevirisi : Din insanlar üzerindeki etkisini yitiriyor.
* hold back = zapt etmek, tutmak
İngilizce örnek : He struggled to hold back his anger.
Türkçe çevirisi : Öfkesini tutmaya çalıştı.
* hold down = 1 (bir işi) yürütmek
2 aşağıda tutmak
İngilizce örnek : The government is holding down the meat prices.
Türkçe çevirisi : Hükümet et fiyatlarını aşağıda tutmaya çalışıyor.
* hold off = uzakta tutmak, yaklaştırmamak
İngilizce örnek : The police held off the reporters until the minister got into his car.
Türkçe çevirisi : Bakan arabasına binene kadar polis muhabirleri yaklaştırmadı.
* hold on = 1 (telefonda) beklemek
İngilizce örnek : If that is my wife on the telephone, ask her to hold on.
Türkçe çevirisi : Telefondaki karımsa, beklemesini söyle.
2 devam ettirmek
* hold out = 1 dayanmak * eşanlamlı : last, endure, stand, firm, persevere
İngilizce örnek : The army can hold out for another week.
Türkçe çevirisi : Ordu bir hafta daha dayanabilir.
2 uzatmak * eşanlamlı : extend
* hold over = ertelemek
* hold to = korumak, bağlı kalmak
* hold together = tutturmak, bir arada tutmak
* hold up = 1 geciktirmek * eşanlamlı : delay, retard, slow down, hinder
İngilizce örnek : The train was held up by fog.
Türkçe çevirisi : Tren sis tarafından geciktirildi.
İngilizce örnek : I'm sorry I'm late. The traffic held me up.
Türkçe çevirisi : Affedersiniz geç kaldım. Trafik beni geciktirdi.
İngilizce örnek : It only takes one small accident to hold up the traffic for several hours.
Türkçe çevirisi : Sadece küçük bir kaza trafiği birkaç saat geciktirmeye yeter.
2 yolunu kesip soymak
İngilizce örnek : A robber held an old man up last night.
Türkçe çevirisi : Dün gece bir soyguncu yaşlı bir adamın yolunu kesip onu soydu.
* hold with = uzlaşmak, aynı düşüncede olmak
İngilizce örnek : I hold with him that the match should be called off.
Türkçe çevirisi : Maçın iptal edilmesi gerektiğinde onunla hemfikirim.

1: 0 ms