• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

hold

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 772

ana kullanım 1

denizcilik

hukuk – Amerikan İngilizcesi

HOLD = [hould] verb
held [held]
1 tutmak * eşanlamlı : grasp, clasp, grip, clutch
İngilizce örnek : She is holding a phone in her hand.
Türkçe çevirisi : Elinde bir telefon tutuyor.
İngilizce örnek : She was holding her baby in her arms.
Türkçe çevirisi : Bebeğini kollarında (kucağında) tutuyordu.
2 düzenlemek
İngilizce örnek : I went to a rock concert held in a large football stadium.
Türkçe çevirisi : Büyük bir futbol stadyumunda düzenlenen bir rak konserine gittim.
İngilizce örnek : The conference was held in Istanbul.
Türkçe çevirisi : Toplantı İstanbul’da düzenlendi.
İngilizce örnek : The Olympics are held every four years.
Türkçe çevirisi : Olimpiyatlar her dört yılda bir düzenlenir.
3 içine almak * eşanlamlı : contain
İngilizce örnek : This new plane will hold about 800 passengers.
Türkçe çevirisi : Bu yeni uçak aşağı yukarı 800 kişi alır.
İngilizce örnek : The hall holds up to 400 guests.
Türkçe çevirisi : Salon 400’e kadar konuk alır.
4 elinde tutmak * eşanlamlı : have, keep, retain
İngilizce örnek : I hold a Turkish passport.
Türkçe çevirisi : Türk pasaportum var.
İngilizce örnek : Who holds the copyright for the book?
Türkçe çevirisi : Kitabın telif hakkını kim elinde tutuyor?
5 tutturmak * eşanlamlı : stick, adhere
6 işgal etmek * eşanlamlı : seize, occupy
7 inanmak, saymak * eşanlamlı : believe, consider, regard
¤ noun
1 tutma, tutuş * eşanlamlı : grip, grasp, clasp
İngilizce örnek : Keep a tight hold of the suitcase, I don't want it stolen.
Türkçe çevirisi : Bavulu sımsıkı tut, onun çalınmasını istemiyorum.
2 tutunacak yer
3 nüfuz, etki * eşanlamlı : influence, control, power, mastery
İngilizce örnek : Religion is losing its hold on people.
Türkçe çevirisi : Din insanlar üzerindeki etkisini yitiriyor.
* hold back = zapt etmek, tutmak
İngilizce örnek : He struggled to hold back his anger.
Türkçe çevirisi : Öfkesini tutmaya çalıştı.
* hold down = 1 (bir işi) yürütmek
2 aşağıda tutmak
İngilizce örnek : The government is holding down the meat prices.
Türkçe çevirisi : Hükümet et fiyatlarını aşağıda tutmaya çalışıyor.
* hold off = uzakta tutmak, yaklaştırmamak
İngilizce örnek : The police held off the reporters until the minister got into his car.
Türkçe çevirisi : Bakan arabasına binene kadar polis muhabirleri yaklaştırmadı.
* hold on = 1 (telefonda) beklemek
İngilizce örnek : If that is my wife on the telephone, ask her to hold on.
Türkçe çevirisi : Telefondaki karımsa, beklemesini söyle.
2 devam ettirmek
* hold out = 1 dayanmak * eşanlamlı : last, endure, stand, firm, persevere
İngilizce örnek : The army can hold out for another week.
Türkçe çevirisi : Ordu bir hafta daha dayanabilir.
2 uzatmak * eşanlamlı : extend
* hold over = ertelemek
* hold to = korumak, bağlı kalmak
* hold together = tutturmak, bir arada tutmak
* hold up = 1 geciktirmek * eşanlamlı : delay, retard, slow down, hinder
İngilizce örnek : The train was held up by fog.
Türkçe çevirisi : Tren sis tarafından geciktirildi.
İngilizce örnek : I'm sorry I'm late. The traffic held me up.
Türkçe çevirisi : Affedersiniz geç kaldım. Trafik beni geciktirdi.
İngilizce örnek : It only takes one small accident to hold up the traffic for several hours.
Türkçe çevirisi : Sadece küçük bir kaza trafiği birkaç saat geciktirmeye yeter.
2 yolunu kesip soymak
İngilizce örnek : A robber held an old man up last night.
Türkçe çevirisi : Dün gece bir soyguncu yaşlı bir adamın yolunu kesip onu soydu.
* hold with = uzlaşmak, aynı düşüncede olmak
İngilizce örnek : I hold with him that the match should be called off.
Türkçe çevirisi : Maçın iptal edilmesi gerektiğinde onunla hemfikirim.

1: 0 ms