• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

high

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 155

ana kullanım

HIGH = (high nedir; high Türkçesi) Kapalı izobarlarla veya konturlarla çevrili ve etrafına göre göreceli olarak basıncın yüksek veya yüksekliğin fazla olduğu alan. Basınç gradyan kuvveti, merkezden dışarıya doğru olduğundan; rüzgâr, kuzey yarımkürede, dışarıya doğru spiral olarak ve saat yönünde, güney yarımkürede ise saat yönünün tersine eser. İki tür antisiklon vardır: Soğuk çekirdekli antisiklon: Yerin atmosfere göre daha soğuk olması durumudur. Bu durumda basınç yükseklikle birlikte çok çabuk düşer, yer soğur. Sıcak antisiklon: Derin sistemlerdir ve yüksek basınç uzun süre devam eder. Atmosfer yere göre daha sıcaktır.

HIGH = [hay] adjective
1 yüksek * eşanlamlı : tall, elevated, towering * karşıtanlamlı : low
İngilizce örnek : The ceiling is high.
Türkçe çevirisi : Tavan yüksek.
İngilizce örnek : The building is high.
Türkçe çevirisi : Bina yüksek.
İngilizce örnek : The trees in his garden are very high.
Türkçe çevirisi : Bahçesindeki ağaçlar çok yüksek.
İngilizce örnek : Don't boast about getting the highest grade.
Türkçe çevirisi : En yüksek notu almakla böbürlenme.
İngilizce örnek : Food prices are high everywhere.
Türkçe çevirisi : Yiyecek fiyatları her yerde yüksek.
İngilizce örnek : Mount Everest is the highest mountain on earth.
Türkçe çevirisi : Everest Dağı dünyadaki en yüksek dağdır.
2 yüce, ulu, büyük, önemli * eşanlamlı : eminent, prominent, important, distinguished, dignified, leading, chief
İngilizce örnek : He has high ideals.
Türkçe çevirisi : Büyük idealleri var.
3 (ses) tiz * eşanlamlı : shrill, piercing, high-pitched, treble * karşıtanlamlı : deep, low
İngilizce örnek : Can you sing the very high tones?
Türkçe çevirisi : Çok tiz tonları söyleyebiliyor (okuyabiliyor) musun?
¤ adverb
yüksege; yüksekte
İngilizce örnek : The bird flew high.
Türkçe çevirisi : Kuş yükseğe uçtu.
İngilizce örnek : The sun was already high.
Türkçe çevirisi : Güneş çoktan yüksekte idi (yükselmişti).
İngilizce örnek : The mountain is about six thousand feet high.
Türkçe çevirisi : Dağ altı bin fit yüksekliktedir.
* high court = yüksek mahkeme
* high jump = yüksek atlama
* high life = sosyete yaşamı
* high school = lise
* higher education = yüksek öğrenim

HIGH nasıl okunur, okunuşu /hay/ sıfat [higher - highest]

1: 0 ms