• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

have

Türkçe - İngilizce

HAVE nasıl okunur, okunuşu /hıv, hEv/ eylem [past tense : had, past participle : had, -ing : having]

have

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 30

ana kullanım 1

HAVE = [hıv, hev] verb
had [hed] (Geniş zamanda I, you, we, they özneleriyle have; he, she, it özneleriyle has biçiminde çekimlenir.)
1 sahip olmak, olmak * eşanlamlı : own, possess, hold, keep
İngilizce örnek : Do you have a bottle opener?
Türkçe çevirisi : Şişe açacağın var mı?
İngilizce örnek : I have a vegetable garden.
Türkçe çevirisi : Bir sebze bahçem (bostanım) var.
İngilizce örnek : He has two sisters.
Türkçe çevirisi : İki kız kardeşi var.
İngilizce örnek : She has an old bike.
Türkçe çevirisi : Eski bir bisikleti var.
İngilizce örnek : I don't have time to do the work now.
Türkçe çevirisi : Şimdi işi yapacak vaktim yok.
İngilizce örnek : She has a house in Alanya.
Türkçe çevirisi : Alanya’da bir evi var.
2 yemek, içmek, almak, edinmek * eşanlamlı : get, obtain, gain, acquire, receive, take * karşıtanlamlı : lose
İngilizce örnek : We had fish for dinner.
Türkçe çevirisi : Akşam yemeğinde balık yedik.
İngilizce örnek : What did you have for lunch?
Türkçe çevirisi : Öğle yemeğinde ne yediniz?
İngilizce örnek : I won't have any cake, I am on a diet.
Türkçe çevirisi : Hiç kek yemeyeceğim, rejim yapıyorum.
İngilizce örnek : If you're hot, have a glass of cold water.
Türkçe çevirisi : Sıcaktan bunaldıysan bir bardak soğuk su iç.
3 doğurmak * eşanlamlı : bear, give birth to, bring forth, deliver
İngilizce örnek : She had a baby last night.
Türkçe çevirisi : Dün gece bir bebek doğurdu. (Dün gece bebeği oldu.)
4 görmek, geçirmek, yaşamak * eşanlamlı : experience, undergo
İngilizce örnek : He had an accident.
Türkçe çevirisi : Kaza yaptı.
İngilizce örnek : I am having problems with my new printer.
Türkçe çevirisi : Yeni yazıcımla sorun yaşıyorum.
İngilizce örnek : We had great fun at the party.
Türkçe çevirisi : Partide çok iyi vakit geçirdik.
5 (hasatlık) olmak, yakalanmak * eşanlamlı : catch
İngilizce örnek : My son has flu.
Türkçe çevirisi : Oğlum grip oldu.
İngilizce örnek : I have a headache.
Türkçe çevirisi : Başım ağrıyor.
6 (yardımcı fiil olarak 'perfect' zamanların oluşturulmasında kullanılır)
İngilizce örnek : I haven't decided where to go yet.
Türkçe çevirisi : Nereye gideceğime henüz karar vermedim.
İngilizce örnek : We have been working in this factory for a long time.
Türkçe çevirisi : Uzun zamandır bu fabrikada çalışıyoruz.
İngilizce örnek : I realised that I had forgotten to attach my pictures to the file.
Türkçe çevirisi : Dosyaya resimlerimi eklemeyi unuttuğumu fark ettim.
İngilizce örnek : By the time the police arrived, the robbers had already escaped.
Türkçe çevirisi : Polis gelene kadar soyguncular çoktan kaçmıştı.
İngilizce örnek : I had been working for ten hours when I fell asleep exhausted.
Türkçe çevirisi : Yorgunluktan uyuyakalana kadar on saattir çalışıyordum.
* had better = -sa iyi olur
İngilizce örnek : We had better stay at home tonight.
Türkçe çevirisi : Bu gece evde kalsak iyi olur.
İngilizce örnek : I think the chicken is bad, you had better not eat it.
Türkçe çevirisi : Sanırım tavuk bozulmuş, yemesen iyi olur.
İngilizce örnek : Your luggage is heavy, you had better use the lift.
Türkçe çevirisi : Bagajın ağır, asansörü kullansan iyi olur.
İngilizce örnek : We had better take a taxi; otherwise we'll be late.
Türkçe çevirisi : Taksi tutsak iyi olur, yoksa geç kalacağız.
* have got = sahip olmak
İngilizce örnek : We've got two cats, and a dog.
Türkçe çevirisi : İki kedimiz bir köpeğimiz var.
İngilizce örnek : Have you got your keys with you?
Türkçe çevirisi : Anahtarın yanında mı?
* have to, have got to = -meli, -malı, -mek zorunda olmak
İngilizce örnek : Do they have to work so many hours?
Türkçe çevirisi : O kadar çok saat çalışmak zorundalar mı?
İngilizce örnek : You don't have to work tomorrow.
Türkçe çevirisi : Yarın çalışmak zorunda değilsiniz.
İngilizce örnek : I have to do my homework.
Türkçe çevirisi : Ev ödevimi yapmak zorundayım.
İngilizce örnek : I had to use my briefcase for an umbrella.
Türkçe çevirisi : Evrak çantamı şemsiye olarak kullanmak zorunda kaldım.
İngilizce örnek : She caught a bad cold and had to stay home a few days.
Türkçe çevirisi : Fena üşüttü ve birkaç gün evde kalmak zorunda kaldı.
İngilizce örnek : I broke my leg once, but I didn't have to stay in hospital.
Türkçe çevirisi : Bir keresinde bacağımı kırmıştım, ama hastanede kalmak zorunda kalmadım.
İngilizce örnek : If the director is late we'll have to wait for him.
Türkçe çevirisi : Müdür geç kalırsa onu beklememiz gerekecek.
İngilizce örnek : I'll have to stay home tonight and study.
Türkçe çevirisi : Bu akşam evde kalıp ders çalışmam gerekecek.
İngilizce örnek : She'll have to stay in bed for a few days.
Türkçe çevirisi : Birkaç gün yatakta kalması gerekecek.
İngilizce örnek : The bus has broken down -that means we'll have to walk.
Türkçe çevirisi : Otobüs bozuldu – bu demektir ki yürüyerek gitmemiz gerekecek.
İngilizce örnek : I really hate having to get up early at the weekend.
Türkçe çevirisi : Hafta sonunda erken kalkmak zorunda oluşumdan gerçekten nefret ediyorum.
* have on = 1 giymek, takmak
İngilizce örnek : The guide has his new hat on.
Türkçe çevirisi : Rehberin başında yeni şapkası var.
2 işi olmak
3 kandırmak, işletmek
İngilizce örnek : I don't believe you. You're having me on.
Türkçe çevirisi : Sana inanmıyorum. Beni kandırıyorsun.
* have out = 1 (tartışarak) çözümlemek
2 tartışmak
* have sth done = -tirmek, -tırmak
İngilizce örnek : I had my bike stolen.
Türkçe çevirisi : Bisiktletimi çaldırdım.
İngilizce örnek : She has had her hair cut.
Türkçe çevirisi : Saçını kestirdi.
İngilizce örnek : I had my house painted last year.
Türkçe çevirisi : Geçen yıl evimi boyattım.
İngilizce örnek : I'll have the house cleaned on Saturday.
Türkçe çevirisi : Cumartesi günü evi temizleteceğim.
İngilizce örnek : I'm having my car serviced.
Türkçe çevirisi : Arabama bakım yaptırıyorum.
İngilizce örnek : I'm having my computer fixed.
Türkçe çevirisi : Bilgisayarımı tamir ettiriyorum.
İngilizce örnek : The girls are having their photo taken.
Türkçe çevirisi : Kızlar resimlerini çektiriyorlar.
İngilizce örnek : We had our house broken into.
Türkçe çevirisi : Evimizi soydurduk. (Evimize hırsız girdi.)
* have done with = bitirmek, son vermek, -i kalmamak
* have/be to do with = -le bir ilgisi olmak
* have up = İİ. kon. mahkemeye vermek

1: 0 ms