• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

have

Türkçe - İngilizce

have

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 30

ana kullanım 1

01. sahip olmak 02. -si olmak 03. yanında olmak 04. -de var olmak 05. malik olmak 06. haiz olmak 07. hamil olmak 08. almak 09. yemek 10. içmek 11. geçirmek 12. karşılaşmak 13. yaşamak 14. uğramak 15. tatmak 16. maruz kalmak 17. duçar olmak 18. yaptırmak 19. ettirmek 20. -tırmak 21. -tirmek 22. izin vermek 23. müsaade etmek 24. göz yummak 25. katlanmak 26. müsamaha etmek 27. doğurmak 28. yavrulamak 29. dünyaya getirmek 30. davet etmek 31. çağırmak 32. görmek 33. mat etmek 34. yenmek 35. göstermek 36. izhar etmek 37. etmek 38. yapmak 39. tutuşmak 40. girişmek 41. anlamak 42. bilmek 43. vakıf olmak 44. edinmek 45. elde etmek 46. ele geçirmek 47. eline geçmek 48. elinde bulunmak 49. elinde tutmak 50. hâkim olmak 51. hakkından gelmek 52. aldatmak 53. dolandırmak 54. faka bastırmak 55. tongaya bastırmak 56. kafese koymak 57. sağlamak 58. temin etmek 59. satın almak 60. ağırlamak 61. misafir etmek 62. ile cinsel ilişkide bulunmak 63. bakmak 64. tutmak 65. söylemek 66. anlatmak 67. demek 68. belirtmek 69. ileri sürmek 70. iddia etmek 71. ifade etmek 72. dışa vurmak 73. öğrenmek 74. olmak

ana kullanım 2

01. zengin kişi 02. varlıklı kişi 03. mal mülk sahibi 04. aldatma 05. dalavere 06. hile 07. dolap 08. üçkâğıt

HAVE = [hıv, hev] verb
had [hed] (Geniş zamanda I, you, we, they özneleriyle have; he, she, it özneleriyle has biçiminde çekimlenir.)
1 sahip olmak, olmak * eşanlamlı : own, possess, hold, keep
İngilizce örnek : Do you have a bottle opener?
Türkçe çevirisi : Şişe açacağın var mı?
İngilizce örnek : I have a vegetable garden.
Türkçe çevirisi : Bir sebze bahçem (bostanım) var.
İngilizce örnek : He has two sisters.
Türkçe çevirisi : İki kız kardeşi var.
İngilizce örnek : She has an old bike.
Türkçe çevirisi : Eski bir bisikleti var.
İngilizce örnek : I don't have time to do the work now.
Türkçe çevirisi : Şimdi işi yapacak vaktim yok.
İngilizce örnek : She has a house in Alanya.
Türkçe çevirisi : Alanya’da bir evi var.
2 yemek, içmek, almak, edinmek * eşanlamlı : get, obtain, gain, acquire, receive, take * karşıtanlamlı : lose
İngilizce örnek : We had fish for dinner.
Türkçe çevirisi : Akşam yemeğinde balık yedik.
İngilizce örnek : What did you have for lunch?
Türkçe çevirisi : Öğle yemeğinde ne yediniz?
İngilizce örnek : I won't have any cake, I am on a diet.
Türkçe çevirisi : Hiç kek yemeyeceğim, rejim yapıyorum.
İngilizce örnek : If you're hot, have a glass of cold water.
Türkçe çevirisi : Sıcaktan bunaldıysan bir bardak soğuk su iç.
3 doğurmak * eşanlamlı : bear, give birth to, bring forth, deliver
İngilizce örnek : She had a baby last night.
Türkçe çevirisi : Dün gece bir bebek doğurdu. (Dün gece bebeği oldu.)
4 görmek, geçirmek, yaşamak * eşanlamlı : experience, undergo
İngilizce örnek : He had an accident.
Türkçe çevirisi : Kaza yaptı.
İngilizce örnek : I am having problems with my new printer.
Türkçe çevirisi : Yeni yazıcımla sorun yaşıyorum.
İngilizce örnek : We had great fun at the party.
Türkçe çevirisi : Partide çok iyi vakit geçirdik.
5 (hasatlık) olmak, yakalanmak * eşanlamlı : catch
İngilizce örnek : My son has flu.
Türkçe çevirisi : Oğlum grip oldu.
İngilizce örnek : I have a headache.
Türkçe çevirisi : Başım ağrıyor.
6 (yardımcı fiil olarak 'perfect' zamanların oluşturulmasında kullanılır)
İngilizce örnek : I haven't decided where to go yet.
Türkçe çevirisi : Nereye gideceğime henüz karar vermedim.
İngilizce örnek : We have been working in this factory for a long time.
Türkçe çevirisi : Uzun zamandır bu fabrikada çalışıyoruz.
İngilizce örnek : I realised that I had forgotten to attach my pictures to the file.
Türkçe çevirisi : Dosyaya resimlerimi eklemeyi unuttuğumu fark ettim.
İngilizce örnek : By the time the police arrived, the robbers had already escaped.
Türkçe çevirisi : Polis gelene kadar soyguncular çoktan kaçmıştı.
İngilizce örnek : I had been working for ten hours when I fell asleep exhausted.
Türkçe çevirisi : Yorgunluktan uyuyakalana kadar on saattir çalışıyordum.
* had better = -sa iyi olur
İngilizce örnek : We had better stay at home tonight.
Türkçe çevirisi : Bu gece evde kalsak iyi olur.
İngilizce örnek : I think the chicken is bad, you had better not eat it.
Türkçe çevirisi : Sanırım tavuk bozulmuş, yemesen iyi olur.
İngilizce örnek : Your luggage is heavy, you had better use the lift.
Türkçe çevirisi : Bagajın ağır, asansörü kullansan iyi olur.
İngilizce örnek : We had better take a taxi; otherwise we'll be late.
Türkçe çevirisi : Taksi tutsak iyi olur, yoksa geç kalacağız.
* have got = sahip olmak
İngilizce örnek : We've got two cats, and a dog.
Türkçe çevirisi : İki kedimiz bir köpeğimiz var.
İngilizce örnek : Have you got your keys with you?
Türkçe çevirisi : Anahtarın yanında mı?
* have to, have got to = -meli, -malı, -mek zorunda olmak
İngilizce örnek : Do they have to work so many hours?
Türkçe çevirisi : O kadar çok saat çalışmak zorundalar mı?
İngilizce örnek : You don't have to work tomorrow.
Türkçe çevirisi : Yarın çalışmak zorunda değilsiniz.
İngilizce örnek : I have to do my homework.
Türkçe çevirisi : Ev ödevimi yapmak zorundayım.
İngilizce örnek : I had to use my briefcase for an umbrella.
Türkçe çevirisi : Evrak çantamı şemsiye olarak kullanmak zorunda kaldım.
İngilizce örnek : She caught a bad cold and had to stay home a few days.
Türkçe çevirisi : Fena üşüttü ve birkaç gün evde kalmak zorunda kaldı.
İngilizce örnek : I broke my leg once, but I didn't have to stay in hospital.
Türkçe çevirisi : Bir keresinde bacağımı kırmıştım, ama hastanede kalmak zorunda kalmadım.
İngilizce örnek : If the director is late we'll have to wait for him.
Türkçe çevirisi : Müdür geç kalırsa onu beklememiz gerekecek.
İngilizce örnek : I'll have to stay home tonight and study.
Türkçe çevirisi : Bu akşam evde kalıp ders çalışmam gerekecek.
İngilizce örnek : She'll have to stay in bed for a few days.
Türkçe çevirisi : Birkaç gün yatakta kalması gerekecek.
İngilizce örnek : The bus has broken down -that means we'll have to walk.
Türkçe çevirisi : Otobüs bozuldu – bu demektir ki yürüyerek gitmemiz gerekecek.
İngilizce örnek : I really hate having to get up early at the weekend.
Türkçe çevirisi : Hafta sonunda erken kalkmak zorunda oluşumdan gerçekten nefret ediyorum.
* have on = 1 giymek, takmak
İngilizce örnek : The guide has his new hat on.
Türkçe çevirisi : Rehberin başında yeni şapkası var.
2 işi olmak
3 kandırmak, işletmek
İngilizce örnek : I don't believe you. You're having me on.
Türkçe çevirisi : Sana inanmıyorum. Beni kandırıyorsun.
* have out = 1 (tartışarak) çözümlemek
2 tartışmak
* have sth done = -tirmek, -tırmak
İngilizce örnek : I had my bike stolen.
Türkçe çevirisi : Bisiktletimi çaldırdım.
İngilizce örnek : She has had her hair cut.
Türkçe çevirisi : Saçını kestirdi.
İngilizce örnek : I had my house painted last year.
Türkçe çevirisi : Geçen yıl evimi boyattım.
İngilizce örnek : I'll have the house cleaned on Saturday.
Türkçe çevirisi : Cumartesi günü evi temizleteceğim.
İngilizce örnek : I'm having my car serviced.
Türkçe çevirisi : Arabama bakım yaptırıyorum.
İngilizce örnek : I'm having my computer fixed.
Türkçe çevirisi : Bilgisayarımı tamir ettiriyorum.
İngilizce örnek : The girls are having their photo taken.
Türkçe çevirisi : Kızlar resimlerini çektiriyorlar.
İngilizce örnek : We had our house broken into.
Türkçe çevirisi : Evimizi soydurduk. (Evimize hırsız girdi.)
* have done with = bitirmek, son vermek, -i kalmamak
* have/be to do with = -le bir ilgisi olmak
* have up = İİ. kon. mahkemeye vermek

1: 0 ms