• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

dare

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 5086

DARE = [deı] verb
cesaret etmek, cüret etmek, kalkışmak * eşanlamlı : attempt, risk
İngilizce örnek : Dare you walk on that high wall?
Türkçe çevirisi : Şu yüksek duvarda yürümeye cesaret edebilir misin?
İngilizce örnek : Does he dare to jump out of the window?
Türkçe çevirisi : Pencereden atlamaya cesaret edebilir mi?
İngilizce örnek : He doesn't dare to ring up again, does he?
Türkçe çevirisi : Tekrar telefon etmeye cesaret edemiyor, değil mi?
İngilizce örnek : I'm surprised that he dares to play jokes on the manager.
Türkçe çevirisi : Müdüre şaka yapmaya cüret etmesine şaşırıyorum.
İngilizce örnek : The roads are covered with ice, and he daren't take the car out.
Türkçe çevirisi : Yollar buzla kaplı, ve o arabayı dışarı çıkarmaya cesaret edemiyor.
İngilizce örnek : They daren't spend a night in the cave.
Türkçe çevirisi : Mağarada bir gece geçirmeye cesaret edemezler.
İngilizce örnek : You daren't tell him what you think, dare you?
Türkçe çevirisi : Düşündüğün şeyi ona söylemeye cesaret edemezsin, değil mi?
2 meydan okumak, hodri meydan demek
İngilizce örnek : I dared him to jump over the ditch.
Türkçe çevirisi : Hendekten atlaması için ona meydan okudum.
İngilizce örnek : I dare you to climb that tree.
Türkçe çevirisi : Hodri meydan, şu ağaca çıkabilir misin?
* how dare you = ne cesaretle, hangi cüretle
İngilizce örnek : How dare you speak to me like that!
Türkçe çevirisi : Ne cesaretle benimle bu şekilde konuşabiliyorsun?
* I dare say = galiba, sanırım
İngilizce örnek : I dare say he will change his mind.
Türkçe çevirisi : Sanırım fikrini değiştirecek.
İngilizce örnek : I dare say that the fire broke out quite by accident.
Türkçe çevirisi : Galiba yangın tamamen kazara çıktı.
İngilizce örnek : I dare say there's a good deal of prejudice against Turkey.
Türkçe çevirisi : Sanırım Türkiye’ye karşı çok önyargı var.

ilgili sözler / related words

1: 1 ms