• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

cross

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 841

askeri

ormancılık

su ürünleri

CROSS = [kros] noun
1 çarpı/artı işareti
2 çarmıh
3 haç
4 çapraz
5 üzüntü, gam, elem
¤ verb
1 karşıdan karşıya geçmek * eşanlamlı : go across, traverse
İngilizce örnek : Don't start to cross until the road is clear.
Türkçe çevirisi : Yol açılana kadar karşıya geçmeye başlamayın.
İngilizce örnek : Look out for cars when you cross the street.
Türkçe çevirisi : Caddeyi geçerken arabalara dikkat edin.
İngilizce örnek : As the bridge had been destroyed, we couldn't cross the river.
Türkçe çevirisi : Köprü yok edildiği için nehri geçemedik.
2 (kol, bacak) kavuşturmak, üst üste atmak
İngilizce örnek : He sat next to imam with his legs crossed.
Türkçe çevirisi : Bağdaş kurarak imamın yanına oturdu.
3 karşı koymak * eşanlamlı : oppose
İngilizce örnek : Hen-pecked husbands never cross their wives.
Türkçe çevirisi : Kılıbık kocalar asla karılarına karşı gelmezler.
4 engellemek * eşanlamlı : thwart
¤ adjective
kızgın, sinirli, aksi * eşanlamlı : bad-tempered, irritable, annoyed, angry * karşıtanlamlı : good-natured, cheerful
İngilizce örnek : I hope you're not cross with me.
Türkçe çevirisi : Umarım bana kızgın değilsindir.
İngilizce örnek : She's very cross with her brother because he broke her phone.
Türkçe çevirisi : Telefonunu kırdığı için erkek kardeşine çok kızdı.
* cross sth out = üzerini karalamak, üstünü çizmek
İngilizce örnek : I crossed out the words that were wrong.
Türkçe çevirisi : Yanlış olan sözcüklerin üzerini çizdim.

1: 0 ms