• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

time

İngilizce - Türkçe

sıklık sırası: 61

ana kullanım 1

01. zaman 02. vakit 03. müddet 04. süre 05. tempo 06. devir 07. çağ 08. an 09. aralık 10. asır 11. defa 12. dem 13. dönem 14. gün 15. kez 16. mehil 17. miat 18. misil 19. posta 20. saat 21. sefer 22. vade 23. ağız 24. ara 25. devran 26. devre 27. doğum zamanı 28. esna 29. evren 30. hengâme 31. kat 32. kere 33. mevsim 34. mühlet 35. nöbet 36. sıra 37. uygun zaman 38. yaş 39. yol

ana kullanım 2

01. zamanlamak 02. zamanı -e göre ayarlamak 03. zamanını kaydetmek 04. hızını kaydetmek 05. ayarlamak 06. hızını ölçmek 07. saat tutmak 08. süresini ölçmek 09. zamanını denk getirmek 10. zamanını ölçmek 11. ayar etmek 12. kurmak 13. süratini hesaplamak 14. süre tutmak 15. temposunu belirlemek 16. uydurmak 17. uygun zamanı seçmek 18. zamanını hesaplamak 19. zamanını iyi ayarlamak 20. zamanlama yapmak

eğitim

01. aşama 02. basamak

madencilik

01. işçiler tarafından çalışılmış saatler

matematik

01. çarpı

müzik

01. usul

yerbilim

01. yerbilim zamanı

TIME = [taym] noun
1 zaman, vakit * eşanlamlı : date, hour
İngilizce örnek : Time is money.
Türkçe çevirisi : Vakit nakittir.
İngilizce örnek : Did you have a good time on holiday?
Türkçe çevirisi : Tatilde iyi vakit geçirdin mi?
İngilizce örnek : The rain never stops at this time of the year.
Türkçe çevirisi : Yılın bu zamanında yağmur hiç durmaz.
İngilizce örnek : We had a good time at the party.
Türkçe çevirisi : Partide iyi vakit geçirdik.
İngilizce örnek : There is not enough time for that.
Türkçe çevirisi : Onun için yeterli vakit yok.
İngilizce örnek : I am sorry, I have no time to spare.
Türkçe çevirisi : Affedersiniz, ayıracak vaktim yok.
İngilizce örnek : Was there enough time to finish the exam?
Türkçe çevirisi : Sınavı bitirmek için yeterli vakit var mıydı?
2 defa, kere
İngilizce örnek : I've been to France three times.
Türkçe çevirisi : Fransa’ya üç kere gittim.
İngilizce örnek : He tried four times before he passed.
Türkçe çevirisi : Geçmeden önce dört kere denedi.
İngilizce örnek : He has climbed that mountain many times.
Türkçe çevirisi : O dağa birçok kere tırmandı.
İngilizce örnek : I remember going to school for the first time.
Türkçe çevirisi : Okula ilk defa gidişimi hatırlıyorum.
3 müddet, süre * eşanlamlı : duration, period, span, term, interval
İngilizce örnek : He begged for more time to find the money.
Türkçe çevirisi : Parayı bulmak için daha fazla süre için yalvardı.
4 mat. kere, çarpı
İngilizce örnek : Three times eight are twenty four.
Türkçe çevirisi : Üç kere sekiz yirmi dört eder.
5 devir, çağ * eşanlamlı : era, epoch, age
6 müz. tempo * eşanlamlı : tempo, rhythm, beat
¤ verb
1 saat tutmak, süresini ölçmek * eşanlamlı : gauge, measure, set
2 zamanlamak, ayarlamak * eşanlamlı : regulate, adjust, schedule
* all the time = durmadan, sürekli, boyuna
İngilizce örnek : It rained nearly all the time.
Türkçe çevirisi : Hemen hemen durmadan yağdı.
İngilizce örnek : Harry tells the same joke all the time!
Türkçe çevirisi : Harry her zaman aynı fıkrayı anlatıyor.
* at the same time = aynı zamanda
* at times = bazen
İngilizce örnek : Driving at night can be very dangerous at times.
Türkçe çevirisi : Geceleyin araba sürmek bazen çok tehlikeli olur.
* behind the times = eski kafalı
* by the time = -e kadar
İngilizce örnek : By the time I got back to the bus stop, the bus had already passed.
Türkçe çevirisi : Ben otobüs durağına dönene kadar otobüs (duraktan) çoktan geçmişti.
İngilizce örnek : By the time I got to the station, the train had left.
Türkçe çevirisi : İstasyona varana kadar tren hareket etmişti.
İngilizce örnek : By the time we get there the film will have started.
Türkçe çevirisi : Biz oraya varana kadar film başlamış olacak.
İngilizce örnek : The film had already begun by the time I got to the cinema.
Türkçe çevirisi : Sinemaya varana kadar film çoktan başlamıştı.
* for a time = kısa bir süre
* for the time being = şimdilik
İngilizce örnek : For the time being, we are staying at a hotel.
Türkçe çevirisi : Şimdilik bir otelde kalıyoruz.
* from time to time = ara sıra, bazen
İngilizce örnek : He calls me from time to time.
Türkçe çevirisi : Beni ara sıra arar.
İngilizce örnek : I see him from time to time.
Türkçe çevirisi : Onu ara sıra görüyorum.
* in time = 1 vaktinde, erkence
İngilizce örnek : He arrived in time for the meeting.
Türkçe çevirisi : Toplantı için vakitlice geldi.
İngilizce örnek : I like to get up in time to have breakfast before going to work.
Türkçe çevirisi : İşe gitmeden önce kahvaltı yapmak için vaktinde kalkmayı seviyorum.
İngilizce örnek : We are in time to have dinner with them.
Türkçe çevirisi : Onlarla yemek yemek için vaktinde geldik.
İngilizce örnek : We got to the show in time to see the beginning.
Türkçe çevirisi : Başlangıcını görmek için gösteriye vaktinde geldik.
2 zamanla
* it is time = vakti geldi, zamanı geldi
İngilizce örnek : It's time we left.
Türkçe çevirisi : Gitme vaktimiz geldi.
İngilizce örnek : It is time for us to stop.
Türkçe çevirisi : Durma vaktimiz geldi.
İngilizce örnek : It is time that child went to school.
Türkçe çevirisi : Çocuğun okula gitme vakti geldi.
İngilizce örnek : It is time we got someone to decorate this room.
Türkçe çevirisi : Birine odayı dekore ettirme zamanımız geldi.
İngilizce örnek : It's time the government brought the economy under control.
Türkçe çevirisi : Hükümetin ekonomiyi kontrol altına alma vakti geldi.
İngilizce örnek : It's high time you learned to look after yourself.
Türkçe çevirisi : Kendine bakmayı öğrenme vaktin geldi.
* keep up with the times = zamana ayak uydurmak
* many a time = sık sık
* on time = vaktinde, tam vaktinde
İngilizce örnek : You had better be home on time.
Türkçe çevirisi : Vaktinde evde olsan iyi olur.
İngilizce örnek : She is always on time for work.
Türkçe çevirisi : İşe her zaman vaktinde gelir.
İngilizce örnek : The game began on time.
Türkçe çevirisi : Oyun vaktinde başladı.
İngilizce örnek : The train came in on time.
Türkçe çevirisi : Tren vaktinde geldi.
İngilizce örnek : Your flight is expected to take off on time.
Türkçe çevirisi : Uçağınızın vaktinde havalanması bekleniyor.
* pass the time of day = laklak etmek
* play for time = zaman geçirmek, oyalanmak
* take one's time = acele etmemek, özenle yapmak
İngilizce örnek : To enjoy the sunny day, I took my time walking home.
Türkçe çevirisi : Güneşli günün tadını çıkarmak için eve acele etmeden yürüdüm.
* time after time = sık sık, tekrar tekrar
İngilizce örnek : I told him time after time to clean up his room.
Türkçe çevirisi : Ona defalarca odasını temizlemesini söyledim.
* time and (time) again = sık sık, tekrar tekrar
* time bomb = saatli bomba
* time exposure = poz
* What's the time? = Saat kaç?
* What time is it? = Saat kaç?

1: 0 ms