• Medya

  • Uygulama

  • Google Play

Antik Yunan’da Çeviri Anlayışı

Çeviri Antik Çağda doğadaki nesnelerin sese, yazılı simgeye, resme ve dansa dönüşümüyle başlayan bir etkinliktir. Roman Jakobson’un sonradan adlandırdığı şekliyle çeviri kavramının göstergelerarası çeviri ile şekillenip, yerleşmeye başladığı söylenebilir. Kuşkusuz Antik Yunan’da Sokrates’in öğrencisi Platon’un idea öğretisi çerçevesinde çevirinin, gerçeğin bir kopyası olarak saygın bir konumda olduğu düşünülemez. Öte yandan, Pitagoras, Thales ve Platon gibi dönemin önde gelenlerinin Mısır’da bir süre kalıp, oradaki bilgi ve erdemi Antik Yunan’a taşıdıkları bilinmektedir. Antik çağdan başlayarak başta yazı olmak üzere sayı, aritmetik, geometri ve gökbilim gibi alanlarda temel bilginin Babil ve Mısır’dan alındığı tarihte saptanmıştır. Bu ise, söz konusu alanlardaki bilginin Yunan Kültürüne dışarıdan büyük bir olasılıkla çeviri yoluyla aktarıldığını göstermektedir. Üstelik bu bilginin sadece aktarılmakla kalmayıp, aynı zamanda özümsendiği, Platon’un soyut düşünce yetisine dayalı olarak öne sürdüğü idea öğretisinden de açıkça anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, Platon’un öğretisi her ne kadar çeviriyi gerçeğe göre ikinci derecede bir konuma düşürse de, idea öğretisinin temelinde matematik, geometri gibi soyut düşünmeyi öğreten bilginin payı yadsınamaz.


Yunan uygarlığı, öteki Akdeniz ülkelerine üstünlüğünü, Mısırdan kendilerine miras kalan kaynaklara borçludur. Üstelik Atina’nın ekonomik olarak öteki Akdeniz uygarlıklarıyla ilişkisi ister istemez çeviri etkinliğini ve çeviri amaçlı metin çözümlemesini kaçınılmaz kılar. Bu değindiğim iki ana noktadan birincisi, Yunan uygarlığında çevirinin eğitim amacıyla bilgi edinmek üzere kullanıldığına, ikincisi ise, çevirinin hiç değilse savaşlar sırasında komutanlar arasında ya da öteki Akdeniz uygarlıklarıyla ticari ilişkiler sırasında gündelik yaşamın bir parçası olduğuna işaret eder. Bu kısaca anlatılanlar, Antik çağda bile hem yazılı, hem de sözlü çeviri etkinliğinde bulunulduğunu, bununla birlikte çeviriye bir amaç olarak değil, bir araç olarak bakıldığını gösterir. Siyasal üstünlüğünü ve kültürel kimliğini öne çıkararak benimsetmek isteyen bir uygarlıkta kuşkusuz özgün metin ve çeviri arasındaki sınır ortadan kalkar. Bu ise, Atinalılarm yabancı bilgi kaynaklarına erişip, dilsel ve kültürel farklılıkların üstesinden gelerek bu bilgileri özgün bilgi biçimde sunup yaydıklarını gösterir. Öyle ki, bu siyasal anlayış, hem Helen İmparatorluğunun kurulmasına, hem de kültür ve siyaset merkezinin Atina’dan İskenderiye’ye taşınarak Antik Yunan kültürünün temel alınıp, eski Yunanca’mn resmi dil olarak kabul edilmesine yol açmıştır (Robinson 1992: 15-19). Bundan böyle, bu dönemde Platon’un idea öğretisi çerçevesinde felsefe konuları arasında nesnenin simgeye dönüşmesiyle ilgili olarak (örneğin, Phaedrus’ta) yazıyla ilgili düşüncelerine yer vermesine karşın, çeviriye hiç değinmemesi bu siyasal anlayışın bir sonucu olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, Platon’un döneminde yazının tam anlamıyla içselleşmemiş olması, bir başka deyişle, yazının da bir çeviri eylemi olarak görülmesi, yazıyla ilgili düşüncelerin dolaylı olarak çeviri konusunu da ilgilendirdiği düşüncesini akla getirir. Yunanlıların sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş döneminde yazılı kültürün hangi süreçlerden geçerek yabancı bilginin çeviri olarak değil de, özgün bilgi olarak kabul edildiği, günümüz çeviri yöntemleri tartışmasının da bir başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Bu yüzden yazılı kültürün incelenmesi, aynı zamanda çeviri etkinliğinin de ne gibi bir süreçlerden geçerek günümüzdeki halini aldığını gösterir.


Bu kısaca verilen bilgiden de anlaşılacağı üzere, Antik Yunan’da çevirinin varlığının kabul edilmemekle birlikte, kültürel üstünlük sağlamak amacıyla araç olarak kullanıldığını gösterir. Bununla birlikte, söz konusu tutumun dilin dinamiklerini harekete geçirerek yazılı kültürün içselleşmesini sağladığı da yadsınamaz bir gerçektir. Bunun en güzel örneğini ise, ilk çevirmen olarak kabul edilen Livius Andronicus vermiştir.